Bu şemsiye açılır mı?
Bismillahirrahmanirrahim...
Yıllar yıllar önce!
Yine mi Bişkek anısı anlatacaksın Hoca homurdanmalarını duymazdan gelerek yazıma başlayayım.
Bişkek’te bir öğle vakti! Eve doğru gidiyorum. Evin yan tarafındaki ağaçların altında yaşlı bir adam gördüm. Dirsekleri üzerine doğrulmaya çalışarak yine kendi gibi bir yaşlıyla ağız dalaşına girmiş.
Bak dedim sen keratalara, acaba neyi paylaşamıyorlar! Yanlarına gidip tartışmalarını açıktan dinlemeye başladım.
Yerde yatan yaşlının hâli hiç iyi görünmüyordu. Anladığım kadarıyla sağ bacağının dizden aşağı kısmı felçliydi. Yanı başında bir koltuk değneği otların arasında uzanmış yatıyordu. Ayaktaki daha diri. Belli ki kendine bakmış. Koca göbeği ile yerde yatan zayıfa verip veriştiriyor!
“Bu yaşta içki mi içilir, evi barkı da dağıttın! Allah seni ne yapmasın!” diye çıkışıyor.
Yerde yatan da “Sana ne, kendi işine bak!” diyor. Cebelleşip duruyorlardı. Tartışma kızıştı, ayaktaki “Hadi kalk da git evine, gidebiliyor musun? Gidemezsin tabii!” dedi. Yerde yatan da “Giderim, bal gibi de giderim, karışma işime, bak şu genç adam bana yardım edecek!” diye cevapladı.
Göbekli aniden dönüp bana baktı!
-Kimsin lan sen?
Herif ya albay ya da general emeklisi! Olmadı eski kudretli bürokratlardan! Öyle bir bakıyor ki sabun gibi eridim gittim.
-Ben, ben şu evde oturuyorum!
-Tanıyor musun bu sarhoşu!
-Yok, tanımıyorum!
-Bırak bunu gebersin burada!
-Şey!
Tam o sırada yerde yatan söze girdi!
-Genç adam bana yardım et! Bakma bu kaçığın sözlerine!
Ben “Ayıptır, günahtır…” kafasıyla yerde yatana bir hamle yapacak olunca diğeri hiddetle bana bir omuz vurup hızla oradan uzaklaştı. Omuz ama ne omuz. Neredeyse yerde yatan zayıf ihtiyarın üzerine düşüp ayrı bir trajedi oluşturacaktım!
Dedeyle baş başa kalınca “Gerçeklerle yüzleşme vakti geldi.” der gibi birbirimize önce bakındık. Bu sırada aklımda türlü türlü evhamlar. Bunun vadesi yeter de ben buradayken ölürse olay olduğu gibi üzerime kalır, üstelik bana omuz atan kudretli bürokrat eskisinin de aleyhimde büyük bir memnuniyetle şahitlik yapacağından eminim!
Adamla bir sohbet açmaya çalıştım. Göğsü madalya dolu. Hareket ettikçe sallanıyorlar. O gün İkinci Dünya Savaşının bittiği, Almanların yenilgiyi kabul ettiği Büyük Zafer günü.
-Dede bu ne hâl?
Hiç konuşmadı! Çok kibar adamdı! Yaşlı bir Rus! Mavi mi yeşil mi çözemedim gitti renkli gözleri var.
-Amaan işte, diyerek elini salladı!
-Nerede oturuyorsunuz götüreyim sizi!
Eliyle iki blok ötesini gösterir gibi oldu.
-Hadi kalkın da gidelim beraber, verin elinizi!
Adamcağız elini verdi ama ayaklardan birisi felç! Kalkamıyor!
Kendi kendime diyorum ki “Yahu mübarek el tutmuyor, ayak tutmuyor ne içkisi!”
İki elinden tutup kendime çekerek kaldırsam mı diyorum, çok zayıf, eli kolu çıkar diye korkuyorum!
O sıcakta dedeyle biraz boğuştuktan sonra kan ter içinde yanına oturdum kaldım!
Uzaktan bize bakan kavga ettiğimiz ya da güreştiğimizi bile sanabilirdi. Sonra neden aklıma bir fikir geldi. Bunu kız kaçırır gibi omzuma atıp götürecektim!
Bacaklarını düzleyip beline kadar doğrulttum, yarı yatar vaziyetteyken “Ya Allah!" deyip dedeyi halterci gibi kaldırarak omzuma attım! Önce unuttuğumuz koltuk değneğini küfür ede ede geri dönüp alma hikâyemize hiç girmeyeceğim. Yürüdükçe madalyalar şıngır şıngır sallanıyor! Bizimkinin keyfi yerinde şarkı mırıldanıyor! Eliyle bana komut veriyor, ben de ona göre sağ sol yapıyorum. Yürürken etrafıma bakıyorum pencerelerde oturan yaşlı kadınlar daha iyi görmek için camı açıyorlar, iyice cırtlayan sesleri ile dedikodu yapıyor bize laf atıyorlar!
Epey bir dolaştıktan sonra hemen iki blok ötedeki evi garip bir daire çizerek nihayet bulduk. Dede üç katlı bir binanın zemin katında yaşıyor! Binaya girdik ki bunun kapı ardına kadar açık. Ufak bir köpek eşiğin önüne çömelmiş bizi görünce havlamaya başladı.
Zaten itten köpekten korkarım, incikten bir yakalarsa fena!
Köpek dairenin önünde havlıyor, dedeyle ben dış kapının oradayız, dede de bu arada şarkı söylüyor!
Sesleri duyan karşı komşu çıktı. Bezmiş bir hâlde eliyle bana gel işareti yaptı, köpeğe de bir tekme yapıştırdı, köpek önce karşı duvara çarptı sonra da evin içinde kayboldu gitti.
Yavaş yavaş açık kapıya doğru ilerliyorum, evin içi görüş alanıma girdikçe hayretler içinde kalıyorum. Yerler kemik dolu, kimisi kemirilmiş kimisi kemirilmeyi bekleyen irili ufaklı kemikler, idrar, necaset kokusu ve yine kemik!
Bizim küçük fino dışarıdan ne bulduysa eve getirmiş anlaşılan!
Dedeyi evin içine hemen kapının önüne yatırdım.
İçeri geçip yatağına yatırayım, yaptın bir iyilik tam yap, diyorum kendi kendime.
Ama kafamda deli düşünceler: Ya içeride bir yerde çürümüş bir ceset varsa ya bizim minnak fino artık kim öldüyse inciğinden yemeye başlayıp sıkılıp öylece bıraktıysa mevtayı!
Lafın kısası üzerime kalma ihtimali olan bir cinayetten korkup “Neme lazım!” diyerek oradan hızla uzaklaştım. Bizim dede arkamdan “Genç adam teşekkür ederim.” diye bağırdı ama cevap bile vermeye zaman bulamadım.
Bir Hafta Sonra:
İçime dert oldu.
Dedeye ne oldu acaba! Gidiyorum geliyorum! Ama aklımda yaşlı adam!
Okula giderken ani bir kararla dedenin oturduğu sokağa saptım, evi uzaktan görünce nedense heyecanlandım! Sanıyorum ki dede bıraktığım yerde ölmüş gitmiş, cesedi de kurumuş kalmış, ben de hayatım boyunca suçluluk duygusu çekecek kendimi katil gibi hissedeceğim.
Cümle kapısını açıp içeri girince baktım ki kapı yine ardına kadar açık. Ama orta yaşlarda Rus bir kadın yerleri siliyor, evi pırıl pırıl yapmışlar, bizimkini de oturtmuşlar bir koltuğa, ayak ayak üzerine atmış, keyfi yerinde!
Hay Allah iyiliğini vermesin dede, diyorum ama bir taraftan da neredeyse ağlayacağım!
Bu anımı aklıma getiren mevzuya gelelim.
Nüfus azalıyor, evlilikler dağılıyor, modernizm ve postmodernizmin üzerine yüklediği rol erkeğin kimliğini değiştirdi, aman tetikte olalım minvalinde yazılar yazıyorum malum!
Yalan yok, bazen ağızlarını aradığım genç delikanlılar “Manyak mıyım ben ne evliliği!” kafasına geleli çok olmuş.
Bir diğer konu da yaşlılık imtihanı!
Nüfusumuz yaşlanıyor!
Gidin bakın Kadıköy’deki Kadife sokağa ya da Alanya’daki barlar sokağına!
Oranın ahalisinin buharlaşacağını mı sanıyorsunuz!
Onlar da yaşlanacak.
Şimdinin bebeleri, bizim oğlanlar filan toplayacak işte onları sokaklardan
Bir tane köpek, hav hav da hav hav, kemik dolu ev bir de hep aynı hikâye!
Söylüyorum yine söyleyeceğim…
Ayağınızı denk alın, bu filmi daha önce izledim!
İzledim diyorum inanmıyorsunuz!
Son söz: “İşte biz bu misalleri veriyoruz ki belki düşünürler." Haşr, 59/21