BIST 1.877
DOLAR 13,41
EURO 15,23
ALTIN 765,49

Bize, bizden başkası dost değil!

Sevgili dostlar; bazan  “şecaat arzederke merd-i kıptî sirkatin söyler” misali sözler, bir hakikatin ifadesi olarak insanın ağzından dökülüverir.

Ağızdan çıkmış olan o sözün ifade etmiş olduğu sosyolojik realite, birlikte yaşadığımız toplum fertleri tarafından daha teferruatlı bir şekilde bilinse bile, toplumumuzu belirlemiş oldukları, kendilerine özgü kalıplara uyacak tarzda şekillendirmek isteyenler, bu gizli ve ince planlarını efkar-ı umumiyyeden hep saklamış ve gerçek niyetlerinin anlaşılmasına yönelik, akl-ı selim tarafından yapılan her türlü açıklama ve bilgilendirmeyi de bugüne değin hep reddetmişlerdir. 

Elbette ki, güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, uzun süreli bir şekilde hakikatı örtüp gizlemek de mümkün değildir. Bilhassa söz, tarih boyunca varlığını İ’la-i Kelimetullah’a adamış, hep Hakk’ın ve haklının yanında yer almış, zalime dur demiş, mazlumu her daim elinden tutup kaldırmış bir milleti bölüp parçalayıp, onu kendi öz değerlerinden uzaklaştırıp kendinize benzetmeye ve hatta kendinize döndürmeye çalışırsanız, bir gün mutlaka baklayı ağzınızdan çıkarır kendinizi ele verirsiniz.

Nitekim tam da, beklenildiği gibi oldu. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, gerçi biz onların gerçek niyetini, fiili durumun mahiyetini, gizledikleri hedefin gerçek yönünü, dillerinin altında gezdirdikleri baklanın üzerinde yazılı olan şifrelerin çözümünü biliyorduk. Ama şifrenin bizzat onlar tarafından çözülüp gizledikleri hedeflerinin kendi taraflarından itiraf edilip açıklanması çok önemliydi.

Müslüman Türkiye'yi istemiyorlar!

Evet sevgili dostlar Türkiye’nin 50 yılı aşkın süredir bir Avrupa Birliği serüveni var. Türkiye, uluslararası hukukun belirlemiş olduğu karşılıklı menfaate dayalı, hak ve sorumluluk dengesi dahilinde, kazan-kazan ilkesi doğrultusunda AB’ye üye olma peşinde. AB ise görünürde yine uluslararası hukukun belirlemiş olduğu bazı reformların Türkiye tarafından yerine getirilmesi beklentisi içerisinde, Türkiye ise bugüne kadar açık gündemle, birliğe kabul edilen diğer üyeleri geride bırakacak ölçüde kendisinden istenilen bütün hukuki reformları yerine getirmesine rağmen hala bekletilmeye devam ediliyor.

İşte bu noktada Londra merkezli The Economist dergisinde dikkat çeken bir yazı yer aldı. Yazıda, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik talebi masaya yatırılmış ve yapılan analizde, İTİRAF düzeyinde kayda geçen görüşler ortaya konulmuş. Yazıda açıkça Ankara’nın AB’ye adaylığını birçok Avrupalı’nın istemediği açıkça belirtiliyor.

 Peki niçin hangi sebeple? Sebebi gayet basit! İtiraf niteliğindeki ifade aynen şöyle idi; “Avrupalıların çoğu Brüksel’de büyük bir Müslüman millet istemediği” şeklindeydi. Zira Türkiye onlara göre herhangi bir AB ülkesinden daha büyük ve halkının %99’da Müslümandı. Yazı aynen şu cümleye yer vermişti; “Pek çok Avrupalı seçmen, böyle bir ulusun AB’ye katılması ihtimaline korkuyla bakıyor. Dolayısıyla, demokratik yeterliliği ne olursa olsun, AB’nin Türkiye’yi kabul etmeme ihtimali var.” 

Kaldı ki AB, bugün su yüzüne çıkan itiraflarının ilk sinyallerini 2005 yılında vermişti. Nitekim bütün Avrupalı liderler, “ Ucu açık üyelik” sürecine yönelik açıklamalarıyla adeta birbirleriyle yarışmış ve “açık uçlu bir süreç” üzerinde ısrar etmişlerdi.

Avrupalı korkmakta haklıydı. Zira Lozan’ın yazılı olan maddelerinin ötesinde bilhassa heyete başkanlık eden ve daha sonra CHP’nin şefliğine geçip “ Milli Şef ” lakabıyla anılan zatın arka planda, aziz milletimizi özünden esasından, ruh ve manasından uzaklaştırıp onu köksüz, ruhsuz, manasız ve maneviyatsız, et ve kemikten müteşekkil haliyle Batı’ya peşkeş çekme yolunda vermiş olduğu sözler, her ne kadar Batı’nın yerli işbirlikçileri tarafından yerine getirildiyse de kökü mazide olan bu asil milletin kendi ruh ve manasına sahip çıkması, özünü muhafaza etmedeki sabır ve metaneti sayesinde, minarelerden yeniden sedalanmaya başlayan Ezan-ı Muhammedî’lerin milletin ruh ve manadaki bağımsızlığını, kültür ve harsına sahip olma yolundaki özgürlüğünü elde etmesi açısından, gönderelerde nazlı nazlı dalgalanan albayrağına eşlik etmesi ve milletin ruhunun, bayrağındaki hilal’le bütünleşmesi sonucu, milleti özünden uzaklaştırıp onu imha etme yolunda verilen bütün sözler boşa çıkmış, etkisiz kalmıştı. Böylece “Yeter söz milletindir” haykırışı, “Yeter karar milletindir” şekline dönüşmüş ve bu asil millet yeniden tarih yazmaya koyulmuştu. İHA’larıyla, SİHA’larıyla bütün dünyaya “ben de varım” demiş, Makron’un uçak taşıyan kayığını uzaktan kumandalı Deronlarıyla geldiği yere doğru püskürtmüştü.

Üstelik bütün bu insansız hava savunma araçlarına bir de insansız taarruz uçağı Akıncı TİHA eklendi. Yaptıkları tek iş önümüzü kesmekti… Onlar ASELSAN’a çelme taktıkça Rabbim yardım ediyor, biz ise yol alıyorduk. Şimdide Kanada’nın ambargo koyması sonucu ASELSAN yerli ve millî olan İHA’larımıza, yerli ve millî göz üretti. Artık İHA’lar artık ASELSAN yapımı CATS’lar ile görecek.

Kötü komşu sayesinde mal sahibi olduk; İthal talebi reddedilen ASELSAN, sonuç olarak başta insansız hava araçları olmak üzere hava platformları için geliştirdiği elektro-optik keşif, gözetleme ve hedefleme sistemi olan CATS’ı devreye sokmuş ve böylece dünyanın ilk 50 şirketi arasına girerek savunma DEVLERİ’nden biri olduğunu pekiştirmişti. Bundan böyle karşı taraf düşünsün.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

Yorumlar 7 yorum