YAZARLAR

Birileri için ‘Kriz’, Diğerleri için ‘Derya Deniz’

Sadece bizim için değil, Hatta sadece gelişen ülkeler için de değil, Dünyada tüm ülkeler için, şu sıra temel mesele ‘Güçlü Dolar’.

Sadece bizim için değil,

Hatta sadece gelişen ülkeler için de değil,

Dünyada tüm ülkeler için, şu sıra temel mesele ‘GüçlüDolar’.

 

Verilerle, yorumlarla yazıldı çizildi…

Doların bir tek Türkiye’de artmadığı,

Artışın bize özgü olmadığı,

Dolar artışının sadece analitik hususlarladeğerlendirilemeyeceği herhalde(?) anlaşıldı. 

 

Bugün itibariyle dünyadaki Merkez Bankaları’nın hiçbirinin,bizlere öğretilen ekonomik sistem içerisinde ‘sihirlideğnek’ sahibi olmadıkları umarım görülmeyebaşlanmıştır.

 

Faiz artırmanın kısa vadeli olmaktan öteye gidemeyen birpolitika olduğu,

Yaratılan ‘küresel köy’ nedeniyle ekonomikkararlarda milli hassasiyetlerin ikinci plana atıldığı,

En basit ifadeyle insanların, dünya milli gelirinin %40’ındanfazlasına sahip olan kırk bin şirketin ve onların finansal uzantısıkonumundaki az sayıda bankaların çizdiği kaderi yaşamayazorlandıkları bir ortamdayız.

 

Paranın sahipleri dünyanın hakimi olma yolunda hızla ilerlemekistiyorlar…

Küreselleşme olgusunun tartışıldığı yıllardan hatırlarsınız:“Bir gün gelecek dünyayı şirketler yönetecek!”

Bu söylem 20 yıl öncesinden bu güne değişti mi?

Tersine, pekişti!

Ülkelerden büyük şirketler, şimdilik olmak kaydıyla siyasisessizlik içerisinde…

 

Değerli okurlar, dünyayı yönetme arzusunda olanlar 1800’lerdenitibaren önce Avrupa, sonrasında Amerika merkezli olarak hareketetmeye başladı ve peşi sıra para ve sermaye piyasalarını kontrolüaltına altı.

Bugün, kurguladıkları ekonomik sistem içerisinde öldürücühamlelerini gerçekleştirmek için hazırlanıyor olabilirler…

 

Neden mi bahsediyorum: ‘Dünyanın daha önce tanıkolmadığı bir küresel krizden!’

Bunu aklıselim tüm ekonomistler yavaş yavaş öngörmeyebaşlıyor…

Kafayı birazcık literatürden kaldırabilenler, kabuklarınındışına çıkabilenler bu kötü senaryoyu iyiden iyiyekonuşuyorlar.

 

Değerli okurlar, ekonomi 2+2 değil!

2+2’nin bir bilinen sonucu, bir de dayatılan sonucu var.

İşlemi gösteriyor ve bize 4 cevabını söyletiyorlar. Onusöyletecek eğitimi, sistemi ve ortamı da sunuyorlar… 4 cevabınınkatı savunucularını yaratıyorlar…

Ancak sonra bunun cevabı 4 değil 5 diyorlar!

Neden diye soruyorsunuz? Çünkü 2’yi 3 yaptık diyorlar!

Bu sefer de değiştirilen hangi 2, sağdaki yoksa soldaki mi onubilmiyorsunuz.

Diyeceğim şudur ki, bu cenah işlemi değiştirebiliyor…

Bizlere ise sonucu kabullen diyor… 

 

Geçmişte yapılan neyse, gelecekte de yapmak isteyecekleri oolacaktır.

 

Nasıl mı?

1994 yılında Meksika pesosunun devalüasyonundan kaynaklananTekila krizi, bugün küresel bazda yapılmak istenenin bir bakıma ilkdenemesi ya da örneği olarak kabul edilebilir.

 

1 Ocak 1994 itibariyle Meksika dört yılı aşkın süren müzakerelersonrasında, Kanada ve ABD ile anlaşma imzalamış ve serbest ticaretbölgesi NAFTA’nın üyesi olmuştur. Sabitlenmiş peso dolar kuruuygulamasına paralel olarak, yabancı sermaye tarafından yüksekmiktarda borçlandırılan Meksika’da her nedense o yıl liberallerinyarattığı iç karışıklık ülkenin ‘politik riskini’artırmıştır.

 

Parantez açmadan edemeyeceğim… ‘Politik risk’kavramına Türkiye açısından aşinayız!

Özellikle meşhur notçular Moody’s, S&P ve Fitch, raporayazacak negatiflik bulamadıklarında durup durup bizim için de bukavramı kullanmışlardır.

 

Ne hikmetse, Meksika’da bir sene içerisinde ve sonra; Aralık2014’te peso dolar karşısında devalüe olmuş, ABD Doları’na dayalıolarak çıkarılan borçlanma senetleri toksik hale gelmiş, Meksikaekonomisi yerle bir olmuştur.

 

Sabit kur rejimi uygulat, borçlandır, sokakları karıştı vegüm! Tanıdık geliyor mu?

 

Peki ya sonrasında… Yabancı sermayeye olan borçluluk düzeyi vevarlık fiyatlarında azalma Meksika ekonomisinin rahatlıkla elegeçirilebilmesini sağlamıştır. Belki de bu kriz uluslararasısermaye akımı yönetimi adına ortaya konulmuş en sistemli ve ilkdüzenli ele geçirmedir. Ne hikmetse, krizden sadece üç sene sonraMeksika, ihraç ettiği tüm borç senetlerinin yükümlülüklerini yerinegetirmiş, ABD’ye olan borçlarını ödeyebilmiştir.

 

Meksika’nın o günkü durumu bugünkü Yunanistan’a, AB’deki diğer‘gırtlağına’ kadar borçlu ülkelerin durumuna nedenli benziyor değil mi?

 

O günlerden bu günlere basitçe çıkarım yapalım.

Küresel çerçevede güçlenen Dolar, küresel çerçevede uygulanmakistenen ele geçirme faaliyetlerinin yaklaştığının adeta habercisideğil mi?

Bu cenahın kontrol ettiği sermaye dünyanın geri kalanındakivarlıkların tümüne göz dikmiş durumda. Parasal genişlemeprogramları, borçlandırma ve nihayetinde Doların tüm diğer parabirimlerine karşı üstünlüğünün kesinleşmesi…

Rastlantı mı sizce?

 

Görülüyor ki, FED’in muhtemel faiz artırımı ölümcül bir hamleolarak algılanmaya başlandı bile.

Ama önce Euro’nun değer kaybı süreci nihayete ermeli, ABiçerisindeki borçlanma senetleri tek merkeze toplanmalı ve‘av’ durumundaki ülkelerin ekonomikbağımsızlıkları tamamen ortadan kaldırılmalı!

 

Güçlü Dolar hedefi başka türlü açıklanamaz!

Mümkün değil…

 

Hangi ekonomik ilkeler FED’in hamlesini belirliyor?

Dolardaki güçlenme, ABD’de halihazırdaki dış ticaret, yatırım vebütçe açığı noktasında hangi avantajı yaratmakta?

Tam tersine ihracatın önünü tıkaycaktır.

Yerleşiklerin ithal ürün alım gücü artacak, iç tüketim ile sanalbüyüme yaşanacaktır.

Ya enflasyon? Hak getire… Ortada öyle bir durum halen yok!

 

Herhalde FED bunları daha iyi biliyor ve görüyordur!

O halde güçlü Dolar’ı kim istiyor?

 

Doktor kıyamet lakaplı Marc Faber’in son tahmini: ‘FEDfaizleri artırmayacak!’.

Dahası, yeni bir ‘parasal genişlemeye’ işaretediyor!

Ve nedenini ekliyor: ‘ABD ekonomisi zayıflıyor, güçlüDolar ekonomi için negatif!’

 

Sormak lazım! Faber ABD halkını mı düşünüyor yoksa Yellen’letiyatro mu oynuyor?

 

Değerli okurlar,

Yellen ve Draghi beraberce dünyayı uçurumun eşiğinesürüklüyorlar…

Elele vermiş iki sevgili misali...

Birbirilerinin ekmeğine yağ sürme yarışı içerisindeler!

 

Biz ise ekonomisi saçma sapan bir hale gelmiş dünyayabakıyoruz.

Arzı artan emtiaların fiyatları düşüyor.

Faizi düşen tahvillere talep artıyor!

Tahvil derecelerinde temerrüt riski adeta ikinci planaitildi.

CDS’ler iki dudak arasında…

 

Hangi ekonomik ilke?

 

Eskiden belirli coğrafyalarda sergilenen sistemli hareketlerartık küresel oynanıyor.

Senaryo ya da komplo teorisi belli: Satınalma güçlerini artırıp,borç krizine dayalı olarak değeri düşürülen tüm varlıkları elegeçirmek! Dünya pastasının tümünde söz sahibiolmak!

 

İmkansız mı? Hayır!

Zor mu? Görünen o ki, gidişata baktığımızda o kadar da zordeğilmiş!

Çaresiz miyiz? Ona da hayır…

 

Değerli okurlar,

Her kriz bu cenahın zenginleştiği fırsatları yaratmıştır.

Her krizden sonra da; sahip olunan varlıklar getiri sağlasındiye ekonomiler düzeltilmiştir.

Bu böyle sürüp gitmiş…

Kısacası hiç bir şey rastlantı değildir.

Adına para demişler, sonra para arzı demişler; faiz, enflasyon,deflasyon demişler…

Bunlarla oynayarak da kaynaklar üzerindeki hakimiyetlerinipekiştirmişler.

 

Kısacası insanlar için ‘kriz’, onlar için‘derya deniz’ olmuş…

 

Bu sefer istedikleri lokma büyük! Belki de dünyanın tüm gerikalanı…

Bu hamlelere karşı kendini koruyabilecekler ise her zamankindendaha fazla milli olabilenler olacaktır.

Daha az borçlu kalabilenler olacaktır.

Yılmayıp üretmeye çalışan ve üretenler olabilecektir.

Onlara karşı kendi sistemini ve‘kontra-cenahını’ yaratabilenler olacaktır.

 

Twitter: @SonerGokten

Yorumlar