Bağ, Kalite ve Sevgi
Dün Ankara'da, kıymetli dostum Aleksandr Sotniçenko Beyefendi'nin Başkanı olduğu Rus Evi'nin ev sahipliğinde, merhum İlber Ortaylı hocayı anma programı düzenlendi.
İlber Hocanın kadirşinas dostu Celal Şengör Hoca, Yevgeniy Bahrevskiy ile birlikte birer kısa konuşma yaptığımız bu programa, pek mühim ve kıymetli bir entelektüeli, bilim adamını kaybetmiş olmanın acısı değil, onun farkını ortaya koyup gelecek nesillere model olarak sunulmasının sorumluluğu hâkim oldu. Salondakileri, pişmanlıkların ve keşkelerin hüznü değil, dolu dolu yaşanmış bir hayatın mutluluğu kapladı.
Böylesine önemli bir şahsiyetin alâmeti farikasına üç farklı perspektiften bakılabileceğini ifade ettim.
1. Birincisi "bağ" kavramıyla ifade edilebilecek perspektiftir:
Uzun bir zamandan beridir bilimsel çalışmalar ve bilim adamları sadece bir alanda uzmanlaşma yolunu tuttuğu içindir ki, kendi alanında uzmanlaşsa bile başka alanlarla bağ/bağlantı kuramıyor ve yalıtılmış bir bilimsel alan içinde diğer her şeyden kopuk çalışıyor ve yaşıyordu. Oysa insan zihni hem bağ kurmak usulüyle çalışıyor, yani öğreniyor ve düşünüyor hem de bağ kurarak anlamlandırıyor.
Bağ kurabilecek başkaca alanlar ve bu alanlardaki çeşitli unsurlar olmadığı zaman tek bir kümenin elemanları arasında kurulan bağlar insan zihnini sığlaştırıyor. Dahası, teknoloji ve bilim gelişse de anlam dünyası daralıyor. Bu yüzden her geçen gün insanlar hayatın daha da anlamsızlaştığından şikâyet ediyor. Anlamı temin etmek, bağ/bağlantı kurmaktan başka bir yolla mümkün olamıyor.
Bilmenin, bizatihi kendi bir amaç değildir ve olmamalıdır. Öğrenmek ve bilmek muhakkak doğru olanı eyleyebilmek ve her şeyi olması gereken yerine koyabilmek için her şeyin doğru yerini tespit etmek içindir. Daha öz bir ifadeyle bilmek adalet içindir.
Evvelce ilim adamları ve filozoflar, tek bir alanda değil, matematikten astronomiye, fizikten tıbba kadar birçok alanda çalışıyorlardı. Öğrendikleri, bildikleri ve buldukları arasında bağ kurarak hüküm verebiliyorlardı. Şimdi ise bir tıp doktoru bile, sadece bir alanda hastalık uzmanı olduğu için insan sağlığı konusunda, maalesef başka uzmanlardan bağımsız hüküm verebilemiyor.
Sanat, edebiyat, dil, tarih ve din gibi birçok alana vakıf olmadan belirlenen ve benimsenen hayat tarzları, mecburen daha bağnaz oluyor ve başkalarına tahammül edemeyen, müsamaha gösteremeyen insanlara, toplumlara hatta devletlere sebep oluyor. Ayrıca bu insanlar, toplumlar, devletler, başkalarını bilmeyince kendi yerini, ölçüsünü, değerini, kalitesini de belirleyemiyor. Hâl böyle olunca da kendi kendine çalıp söylüyorlar. Bir de kendi sesine hayran olunca, aslında hapsolduğu dünyayı cennetmiş, eşi benzeri yokmuş gibi görüyorlar.
İlber Hoca, tarih alanına vukufiyetinin yanı sıra, sanata, dile, düşünceye ve dünyanın çok çeşitli bölgelerindeki hayat tarzlarına, geleneklere de hâkim olduğu için, herhangi bir meseleyi ele alırken gerekli bağları, bağlantıları kurarak cevap ve hüküm verebiliyordu.
2. İkincisi "kalite" kavramıyla ifade edilebilecek perspektiftir:
Yapılan işin iyi olması, kaliteli olması, adaletin ve liyakatin gereğidir. Asalet de adalete ve liyakate uygun yapılagelen olduğu için asalettir. Asalet, basit bir geçmiş, niteliksiz eskilik ve köken değildir. Rutinin devamlılığı değildir. Çaresiz bir bağımlılık, haksız ve anlamsız bir sadakat hiç değildir. Asalet, doğru bir devamlılık, bozulmayan bir köklülük ve kaliteli bir bağlılıktır. Hülasa asaleti aslında asalet yapan kalitedir.
Bilim ve fikir adamlarının (buradaki adamlık cinsiyet değil şahsiyet ifadesidir) yazdıkları, söyledikleri, küçük çevrelere hitap eden, eleştiri almadan iltifat edecek cenahlara yönelik olamaz. Herkesin değerlendirmesine açık olmalıdır. Herkese hitap edebilmelidir. Bunun için de mecburen kaliteli olmalıdır.
İlber Hocanın bir bilim adamı olarak kendisi de çalışmaları da nitelikli ve kaliteli idi. Yazdıkları ve söyledikleri sadece kendi içinde bulunduğu çevre tarafından değil, dünyanın her yerinden insanlarca okunuyor ve dinleniyordu.
3. Üçüncüsü ise "tarih sevgisi" perspektifidir:
Tarih, çalışma odalarında, kütüphanelerde veya arşivlerde, sadece tarihçilerin okuması için yapılan araştırmalardan ve eserlerden müteşekkil olunca, toplumun istifadesine sunulmayınca tekerrür etmesi kaçınılmazdır. Tarih, sayısız şimdi numunelerinden oluşan bir 'şimdiler hazinesi'dir. Toplumun bilmek için isteyeceği ve öğrenip bildikçe şimdisine örnek alacağı, yapılan hataları anlayacağı, kendine kısas yapacağı kıssalardan hisse çıkaracağı bir alandır.
İlber hoca, tarihi geçmiş ve hatıra olmaktan çıkarıp şimdiye ve gerçek hayata, bugünün hizmetine sunmuştur. Toplumun her kesimine sevdirmiş ve öğrenme isteği doğurmuştur. Bu hizmet, hizmet diye, dava diye bağırıp ancak gürültüye sebep olanların anlayamayacağı ve maalesef değerini bilemeyeceği bir hizmettir.
Bize düşen, böyle bir hizmetin yerli olmadığını ve bütün insanlığa mâl olması gerektiğini düşünerek bu hizmeti veren İlber hocayı anma programına ev sahipliği yapan Rus Evi'ne ve Başkan Aleksandr Beyefendiye teşekkür etmektir.