Azerbaycan Türkiye: İki Devlet, Tek Millet, Tek Ses ve Yükselen Türk Gücü
Uluslararası ilişkilerde güç dengeleri süreç içinde değişiyor. Hele şu aralar çok hızlı değişiyor. Devletlerin gerçek ağırlığı ise kriz anlarında ortaya çıkıyor.
İsrail Parlamentosu’nda gündeme gelen sözde Ermeni soykırımını tanıma tasarısı bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu.
Bu art niyetli girişim, can sıkıcı bir tartışmayı alevlendirmekle beraber, bölgesel dengeleri etkilemeyi hedefleyen, siyasi bir hamle olarak değerlendirildi. Amaç, Türkiye’yi uluslararası arenada köşeye sıkıştırmak idi.
Ancak hesaba katmadıkları bir gelişme oldu ve karşılarında küheylan misali şaha kalkmış bir Azerbaycan’ı buldular.
Ve bu Azerbaycan eski Azerbaycan değildi.
Karabağ zaferinin ardından diplomatik kapasitesini de güçlendiren Bakü, sürece doğrudan müdahil oldu ve Tel Aviv’in hesaplarını yeniden gözden geçirmesine neden olan bir siyasi baskı oluşturdu.
Bu gelişme, sıradan bir diplomatik kriz olarak okunmamalıdır. Çünkü Türk dünyasının uluslararası sistemde ektisini gösteren bir aktör haline geldiğini gözler önüne sermiştir.
Yıllarca Türkiye ve Azerbaycan üzerinde siyasi baskı unsuru olarak kullanılan tarihi meselelerin artık beklenen sonuçları vermediği görülüyor. Bunun temel nedeni Ankara ile Bakü arasında inşa edilen stratejik ortaklığın ulaştığı seviyedir.
Karabağ’da elde edilen askeri başarı, yalnızca sahadaki sonucu değiştirmekle kalmadı, diplomasi masasında da yeni bir denge oluşturdu. Bugün Azerbaycan sırf kendi ulusal çıkarlarını savunan bir devlet değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’nın önemli ve belirleyici aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye ile kurduğu stratejik eşgüdüm bu etkinin en önemli dayanaklarından biridir şüphesiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Azerbaycan ile ilgili “onların dertleri kendi derdimiz, sevinçleri kendi sevincimiz” sözleri ve Haydar Aliyev’in “İki devlet, bir millet” anlayışı, bugün iki ülke arasındaki ilişkinin temel referansları sayılıyor.
Savunma sanayiindeki ortak projeler, askerî iş birliği ve enerji alanındaki entegrasyon, bu söylemin artık bir idealden öte, somut bir devlet politikası olduğunu gösteriyor.
Ziya Gökalp’in Turan düşüncesi ile İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesi, günümüzde Türk devletleri arasındaki iş birliğinin temel taşlarıdır.
Elbette bugünkü jeopolitik gerçeklik, “Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.” ülküsü ile birebir örtüşmüyor.
Ancak Türk Devletleri Teşkilatı’nın giderek güçlenmesi, ulaştırma ve enerji koridorları, ortak diplomatik girişimler, bu vizyonun belirli ölçülerde kurumsallaştığını ortaya koyuyor.
Son gelişmeler, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklığın geniş bir coğrafyayı etkileyen bir unsur haline geldiğini gösteriyor.
Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin, Türk dünyasının siyasi ve ekonomik entegrasyonunda belirleyici rol oynamaya devam edeceğini düşünebiliriz.
Türk Birliği hayal olmaktan çıkarak bir öngörüye dönüşmüştü. Sancılar başlamıştır.
Ha gayret.