Sn.Cumhurbaşkanı’ndan güç alan,muhafazakar örgütlenme tam gaz devam ediyor?

Kendinden değil makamdan güç alan kişiler, zamanla makama yük oluyor.

Göktan AY goktanay57@gmail.com

lk söz: Kendinden değil, makamdan güç alan kişiler zamanla  makama yük oluyor.

1970’li yıllarda, bütün meslekler sağ-sol/devrimci diye ikiye ayrılmış ve kavgalardan/cinayetlerden/yaralanmalardan millet usanmıştı. Zaten, darbe heveslileri de bu gençleri kullanarak, ülke yönetimine el koymuşlardı. Bu anlamsız savaşta, yüzlerce gencimizi kaybettik.

İstanbul’a konservatuar eğitimi almak için geldiğim 1975 li yıllarda, özellikle Beyazıt’ta bir çok tarihi binanın kültür/sanat/eğitimci/edebiyatçı dernek/vakıflar tarafından kiralandığı/tahsis edildiği ve Türk kültürünü/sanatını yaymak için çalıştıklarını görmüştüm. İlk/ortaokul/liseyi okuduğum  Tokat’ta böyle bir yer/mekan ve kitle yoktu, çünkü üniversite yoktu. Üniversite gençliği gittiği yere nefes/canlılık getiriyordu. Bu vakıflar çoğunlukla muhafazakar olsalar da, çok belirli bir siyaseti gütmezler, siyasi fraksiyon olmazlardı.

Son yıllarda, muhafazakar örgütlenmenin ve özellikle Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan’ın şahsında şekillenen ve bütünleşen AK Parti görüşünün egemen olduğu/paylaşıldığı dernek/vakıflar artmaya başladı. Fazla üyesi olmadan, yerel belediyelerin destekleriyle toplantılar yapıyorlar ve Başk.,Yard.,Yön.Kurulu üyesi olarak kartlar bastırıyorlar, ekranlara çıkıyorlar. Ancak, yaptıkları toplantılarda/TV programlarında çeşitlilikten ziyade, aynı sözleri/görüşleri dillendiren/paylaşan kişiler davet ediliyor. Farklı bir ses kesinlikle istenmiyor. O zamanda, birbirine çok saygılı, tartışılmayan bir toplantı oluyor ve sinerji doğmuyor. Ayrıca, hep aynı isimler turne yapıyorsa, burada da bir sorun var demektir, o da şudur; Demek ki, muhafazakar kesim yeni isimler yetiştirmiyor. Ya da, bir zinciri kırıp, genişlemek istemiyor. Muhafazakar kesimin verdiği ödüllerde aynı ayrımdan nasibini alıyor. Bir sanatçı, AK Parti hakkında olumsuz bir görüş bildirmiş ise, ne yaparsa yapsın asla ödül alacak kişiler arasına giremiyor.

Sn.Cumhurbaşkanımız ve AK Parti, 16 yıldır, birçok yorumcuyu/sanatçıyı dışladı, bir grup popüler isimle yürümeye çalıştı, çalışıyor. Oysa, tanıdığımız çok kişi var aynı görüşü paylaşan…Ama, kapı kapı dolaşmıyorlar!.. Kendini ispat etmiş, makamdan ihale/TRT Müzik’te program istemeyen/istemeyecek sanat insanları var…Sadece, ülkeye hizmet için makamın gücünü istiyorlar. Zincir burada da kırılamıyor, ama kırılması gerek!...

Bu vakıfların toplantılarında; Sn.Erdoğan’a mutlaka selam söyleniyor, destek mesajları veriliyor. O’nun; söylemlerinin doğruluğu/tartışılmazlığı/biat edilmesi gerektiği sıklıkla vurgulanmaya ve bir genç kitle oluşturulmaya çalışılıyor.

Netice alınamıyor ki, Sn.Cumhurbaşkanımız, bir hafta önce; eğitim ve kültürden alınan sonuçlardan memnun değilim” dedi. “CB Kültür Politikaları Kurulu” bile -birkaç isim hariç-  tepki çekti. Biz her zaman, “bizden olsun, ama liyakatlı ve etik olsun” prensibinin doğru olduğuna inanıyoruz.

24 Aralık’ta İ.Ü.Rektörlük/Doktora Salonu’nda bir sempozyum çağrısını tweette gördüm. İnceleyince; yıllardır hükümete yakın olmanın kaymağını yiyen, Sn.Cumhurbaşkanımızın görüşlerini/söylemlerini  tekrarlayarak destekleyen, gözü kara gözüken, her gün TV’de veya gazetedeki köşelerinde yazan kişileri gördüm. Kaymak derken; "15 Temmuz sayesinde ülke içi/dışı gezen, aynı şeyleri anlatan", "dağları ben yarattım", “arkamda Sn.Erdoğan var” havasını estiren  isimlerden bahsediyorum. Yani, üzerinden 5 yıl geçmişken, “bilinenleri anlatmak için, neden aynı isimler davet edilir” anlamak mümkün değil. Belli ki, kamuoyu oluşturmak amaçlanıyor. Zaten, konu siyasi olunca, birileri tarafından seyirci desteği sağlanıyor ve kalabalık oluyor. Ama, “mesleki sempozyumlarda” dinleyici bulunamıyor.

Konu başlığı; “17-25 Aralık, Fetö’nün yargı darbesi sempozyumu” Düzenleyen; Türkiye Adalet Arama Merkezi” (TÜRKAD);isim büyük ve iddialı, ama ne kadar Türkiye adliyesini kapsıyor bilmiyoruz. Açıklamada; çok  yeni kurulduğu, ama çok çaba gösterdiği ifade edildi. Sn.Cumhurbaşkanımızın telgrafı, AK parti Grup Başk. Vekili’nin katılımına bakınca Merkez’in, siyasi bir taraf ağırlığı olduğu/olacağı anlaşılıyor. Zaten, başkan Av.Dr.Mehmet Sarı, TV programlarında sürekli yer alan -çağrılan isimlerde öyle-  bir isim. Başk.Yard. Doç.Dr.Selman Öğüt’te; “TV’deki ‘sert ifadelerinin’, kendinden büyük ‘konuşmacılara sen diye hitap etmesinin’ esamesi yok!. Aksine; gayet kibar, saygılı, yüzü gülüyor. Hayret!..

Toplantıdaki,terminolojik yanlışlar;

Şahsım; 38 yıldır, sosyal bilimler alanındaki bilimsel/sanatsal yanlışların düzeltilmesi için uğraşmaktadır. https://www.internethaber.com/sempozyum-panel-calistayin-farkini-bilmeyen-akademisyen-mi-olur2-1823934y.htm

Bu toplantı “sempozyum değil”, “çalıştay”dır. Çalıştay; “belli bir konuda, çeşitli konuşmacıların katılımıyla düzenlenen, toplantıdır.” Çünkü, konuşmacılar tek konu üzerinde görüş bildirmişlerdir yani, ortada farklı bir konu yoktur. Zaten, sonuç raporunun okunması ile, bizim tezimiz doğrulanmış oluyor. Sempozyumlarda sonuç raporu yazılmaz/açıklanmaz.

http://www.musikidergisi.com/haber-4081-kurultay_sempozyum_kongre_panel_nedir...html

Dil yanlışları;

Muhafazakar kesim, “kokteyl”e karşı olduğu halde; nedense programda yazılmış. Kokteyl; “ayaküstü söyleşilerin yapıldığı içkili toplantı.” demektir. Yine; kokteyl yazıp, çay-kahve ve pasta vermek te doğru değildir. Ben, ‘İstanbul Türk Müziği Festivali’ Konser ve Sempozyumları’nda, 25 yıldır “kokteyl” vermiyorum. Onu yerine, “çay-kahve ikramı” diyorum/yazıyorum. Bu, gözardı edilmemelidir.

Gelelim yine konuya, beş yıldır; o kadar çok söylendi, yazıldı ki, yeni bir şey yok!. O zaman, bilinenlerin tekrarı oluyor.

Ayrıca, muhafazakar köşe yazarları/kişiler, sürekli Sn.Cumhurbaşkanımızın arkasından geliyorlar. Kendi önerdikleri, geliştirdikleri, dikkat çektikleri konu yok!..Sn.Cumhurbaşkanı ne dediyse; tartışmadan/düşünmeden, o konuya adapte oluyor, abanıyor/destek yazıları yazıyorlar. O zamanda, geride kaldıkları için okunma oranları azalıyor.

Örnek mi? Sn.Cumhurbaşkanı “Yrd.Doç.lik kalksın” dedi, “kaksın” diye yazılar yazıldı.7100 sy.yasa. ile kaldırılmadı, sadece adı değişti ve bir çok maddesi uygulanmıyor. Ama, bir muhafazakar yazar/kişiden ses yok!. .Neden? Çünkü, Sn.Cumhurbaşkanı yasayı imzaladı, artık eleştirilemez…Acaba, Sn.Cumhurbaşkanımıza bu akademik kadro hakkında; bazı Prof.lar tarafından yanlış bilgiler verilip, yanlış tanıtılıp inandırılmış olamaz mı? Sorgulama yok!.. Ama, akademisyenler çırpınıyor, tweetlerde yazıyor, ne gam!..Bu da “toplum gazeteciliği” olmuyor elbette!..

Düşünüyorum da,16 yıldır Sn.Cumhurbaşkanı sayesinde kimler; danışman, MV, Bakan, Rektör, Genel Müdür, Kuruluş Başkanı, Daire Başk., Gazete yönetmeni, köşe yazarı v.b. oldu...Devlet adamlığı çok fazla özellik taşır ve o makama gelenlerin de onu taşıması zorlaşır. Onun için liyakat şart diyoruz…Çoğunluğun görüşü, makamı taşıyamayacak kişilerin (yani halk tabiri ile ayakların), atama/görevlendirme ile makama (Yani halk tabiri ile baş olmaları ile) gelmelerinin/getirilmelerinin faturası ağır oldu, kurumsal yapılar bozuldu. Ve, zaten o yüzden de Sn.Cumhurbaşkanımızın ifadesi ile; “eğitimden/kültürden/sanattan bir türlü memnun olunamadı.” Artık, 2019; “başka bir dünya/ uluslararası bir anlayış getirsin” isteriz. O da; “liyakatlı-etik-üretene kişilerin makamlara gelmesi” ile mümkün.

Sonuç: Bir toplantı da başarılı bir şekilde yapılmış oluyor. Konuşmacılar memnun, bir kere daha “üniversite çatısı altında” konuşma yaptılar!.. Ama ya dinleyenler?!...Elbette, soran yok!..