Modernitenin Antik Kahramanları

Selçuk Baymaz selcukbaymaz@internethaber.com

İnsanlık tarihinde “Akhilleus, Herkül, Köroğlu, Malkoçoğlu” gibi efsanevi kahramanlar her zaman var olmuştur.

Ama yeni yüzyıl yepyeni bir kahraman tarzının türemesine neden oldu.

Özellikle 1950 sonrası yaşanan yeni bilgi ve iletişim çağı devrimi sonrasında; küçük ekranlara sığan ve evlerimizde, iş yerlerimizde, okullarda muhatap olduğumuz gerçekliklerimize eklenen yeni “ikonlar” var olmaya başladı.

Onlar “modern dünyanın antik kahramanları”ydı.

Aramızdaydılar.

Belki dokunamıyorduk ama görüyorduk, duyuyorduk.

Uyuduğumuz odadaki yatak, oturma odasındaki sehpa, annemizden yadigar kalan bir kolye, âşık olduğumuzda yada terkedildiğimizde dinlediğimiz şarkılar gibi anılara sirayet eden ve onları bizzat bizimle paylaşan insanlardılar.

Yani onlar biz, biz de onlardık.

Bu sihrin sebebi ise, gelişen medyaydı.

Medya dünyasının yarattığı bu kahramanlar, acılarımıza, mutluluklarımıza, heyecanlarımıza TV-radyo ve gazetelerden ortak oldular. En derin anılarımızın bir parçası haline dönüştüler.  

***

İşte Mehmet Ali Birand, gazeteciliği ve televizyonculuğuyla evlerimize giren ve bir daha gitmeyen kahramanlarımızdan biriydi.

Birkaç neslin çocukluğu ve gençliğiydi.

Devlet ciddiyetini temsil eden TRT’de, hayata her şeye rağmen  “aman bu da geçer…”  diyebilen Anadolu insanının yılmayan ve tebessüm eden yüzüydü.

Hakkını arayan, tabulara-doğru kabul edilenlere cesaretle farklı perspektiflerden de bakılması gerektiği savunan insanların sesiydi.

***

Yaptıklarını saymaya kalkarsak, bu köşe çok ama çok dar gelir.

Ama bir gerçek var ki,

Bazı insanların attıkları her bir adım kalem ve mürekkeptir. Ve bu kalemler, adına zaman denilen “papirüs kağıdına” yeni nesillerin okuyacağı bir geçmişi bırakırlar.

İleride üniversiteler “1950 sonrası gelişen Türk medyasının” tarihini ders olarak anlattıklarında,

Öyle kavramsallaştırmalara, sınıflandırmalara ve tanımlamalara girmeyecekler.

Direk 1941’de başlayan bir hikayeyi anlatacaklar.

Yani dün kaybettiğimiz, usta gazeteci Mehmet Ali Birand’ın hayatını...

Mehmet Ali Birand’ın Farkı neydi

1-Daha çok küçük yaşlarda babasız kalmış ve ciddi sağlık sorunları yaşamıştı.

Bu nedenle hayata karşı yenilmeyi ama buna karşın pes etmeyip savaşmayı öğrenmişti.

2-Türkiye’nin 50 yıl ilerisinde olmasıydı.

Sebebi ise; dönemin yönetici kadrolarının yetiştiği önemli okullardan biri olan Galatasaray lisesinde okumuş ve gazeteciliğinin daha en genç yıllarında başta İngiltere ve Brüksel’de olmak üzere yıllarca Avrupa ve Amerika arasında mekik dokumuştu.

60-70-80’li yılların Türkiye’sine Avrupa’dan bakabilmişti. Bu nedenle demokrasiyi, insan haklarını Avrupa’nın onlarca yıl gerisinden takip eden Türkiye’deki eksiklikleri daha net görebiliyordu.

Bundan ötürü, Türkiye'nin "içerisinde bulunduğu çağın" ilerisinde olan bir gazeteciydi.

En Sevdiğim Anekdotu

Birand’ın andıçlandığı bir dönem. Mesleğini icra edemiyor ve morali feci bozuk...

Tam da o günlerde Vehbi Koç’un yanına gidiyor.

Ve Sayın Koç, ona iki altın öğütte bulunuyor;

“Yere düştüğün zaman iki şeyi asla bırakmayacaksın;

1- Ailene, dostlarına sarıl. Asla yalnız kalma.

2- Bu süreçte üretmeyi sakın bırakma. Çalış, çalış ve çalış. Şansın gelip yeniden seni bulur."