Cumhurbaşkanı Erdoğan yüz binlerce iş, eser ve hizmet ortaya
koydu. Fakat belki de en stratejik adımı, gençlere alan açması,
sorumluluk vermesi ve onları karar mekanizmalarına taşımasıdır.
Devlet yönetiminde nesil geçişi yalnızca bir kadro değişimi değil,
bir gelecek inşasıdır. Bugün Türkiye’de pek çok genç isim,
Erdoğan’ın himayesinde kritik alanlarda görev alıyor. Bunun adı
açıktır: geleceğe yatırım.
Bu vizyonun en görünür alanlarından biri çevre ve iklim başlığıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin
himayesinde doğan ve artık küresel ölçekte bir marka hâline gelen
Sıfır Atık Hareketi, Türkiye’nin uluslararası alandaki önemli
“soft–smart power” unsurlarından birine dönüşmüştür. Çünkü atık
meselesi yalnızca çevre hassasiyeti değildir; hammadde güvenliği,
üretim modeli, şehirleşme politikası ve ekonomik bağımsızlık
demektir.
Sıfır Atık Vakfı’nın Birleşmiş Milletler çatısı altında yürüttüğü
çalışmalar, Türkiye’nin bu alandaki kurumsal kapasitesini küresel
zemine taşımaktadır. COP 31 İklim Zirvesi’ne Türkiye’nin ev
sahipliği yapacak olması da tesadüf değil; uzun süredir örülen
diplomatik ve kurumsal hattın doğal sonucudur.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un sahadaki yoğun temposu
ile Sıfır Atık gönüllülerinin emeği birleştiğinde, ortaya çıkan
tablo bir kampanya başarısı değil; bir devlet organizasyon
kapasitesidir.
Nitekim Murat Kurum’un, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’ı
COP31 Yüksek Düzey Şampiyonu olarak ilan etmesi, kamuoyunda merak
uyandırdı. “Şampiyon” ifadesi özellikle dikkat çekti. Neden
şampiyon?
Çünkü bu, Birleşmiş Milletler’in belirlediği resmî görev tanımıdır.
Ve bu pozisyon, iklim zirvelerinde devlet dışı aktörlerin —
vakıfların, sivil toplumun, özel sektörün ve yerel girişimlerin —
koordinasyonunu sağlayan kritik bir köprü rolüdür. Yani sembolik
değil, yönlendirici bir görev alanıdır.
Günümüzde iklim meselesi doğa romantizmi değildir. Enerji
güvenliği, sanayi dönüşümü, ticaret dengeleri ve finans akışlarının
yeniden düzenlenmesidir. Karbon düzenlemeleriyle küresel ekonomi
yeniden şekillenirken, bu masalarda görev alan her pozisyon aslında
bir güç alanını temsil eder.
Türkiye gibi jeopolitik ağırlığı olan ülkeler için mesele yalnızca
zirveye katılmak değildir; zirvenin dilini ve çerçevesini
etkilemektir. Çünkü yeni çağda egemenlik, sadece sınır korumakla
değil, norm üretmekle ölçülür.
Sıfır Atık Hareketi’nin uluslararası görünürlüğü ve bu alandaki
kurumsal temsiliyeti, Türkiye’nin iklim diplomasisinde kendi
perspektifini kurma iradesinin bir göstergesidir. Devlet aklı bazı
alanları boş bırakmaz. Çünkü boşluğu dolduran, oyunun kurallarını
yazar.
İklim artık çevre meselesi değil; güç, ekonomi ve egemenlik
meselesidir. Ve güç boşluk tanımaz.