Futbol ailesinin son şansı!..

Daha 3-5 ay önce ‘Battık, bittik, yandık, kurtarın bizi’ diye ağıt yakan kulüp başkanları ve yöneticileri bugünkü çok rahat hal ve tavırlarını kime, kimlere borçlular? O zaman borçlu oldukları insanlara ihanet etmeyecekler!..

Osman DİYADİN o.diyadin@hotmail.com

Milli Futbol Takımımızın Andorra’yı zorda olsa mağlup etmesi hepimizi sevindirdi…

Kritik bir galibiyet alındı..

Milli Takım demenin birlik ve beraberlik demek olduğunu bir kez daha gördük..

Cumhurbaşkanı Erdoğan tribünde..

Bakanlar orada…

Milletvekilleri orada..

Galatasaray , Fener bahçe , Beşiktaş , Trabzon spor demeden  tüm başkanlar TFF Başkanı Nihat Özdemir ile yan yana kenetlenmiş  orada...

Tribünlerde keza öyle...

80 milyonun kalbi orada...

Son anlarda gelen gol herkesi sarmaş dolaş yapmış…

Maçtan sonra soyunma odasına inen Cumhurbaşkanı  Erdoğan Teknik Direktör Şenol Güneş ve futbolcuları kutlayarak sohbet etmiş..

Düşünün bu sıradan ama üç puanın altın değerinde olduğu bir  Andorra galibiyeti!..

Milli Takım üzerinde yakaladığımız bu birlik ve beraberliği  Türk futbolunun geleceği içinde inşa etsek dememek mümkün mü?

Ama olmuyor!..

Yazımın konusu da işte bu olmamazlık!

Kendi ligimize döndüğümüz zaman ne dostluk kalıyor ne birlik ve beraberlik...

Düşmanca yolculuk!..

Yeni bir TFF yönetimi, yeni kurullar ile başladığımız lig maratonunun daha başında gördüğümüz manzara karşısında Türk futbolu bu  futbol ailesinin  kafa yapısı ile hiçbir yere gelemez dememek mümkün olmuyor...

Çünkü kulüpler hiç  aynaya bakmıyor…

Zaman zaman yanlış kararlar alınsa da (bu işin doğasında bu tartışmalar var) futbol ailesi ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışı ile taraftarlarının karşısına çıkmamaya devam ederse bunun adı futbolun marka değerini yükseltemeye çalışanlara karşı, yerlerde süründürmeye çalışan aile olur.

Bu ailenin ayağa kalkması için taşın altına elini koyan ‘Âğabey’ dedikleri TFF Başkanı’nı daha yolun başında “Sen daha önce  Fenerbahçe'de yöneticilik yapmıştın” diyerek yıpratmaya kalkarsanız da bunun adı ihanet olur kardeşim!..

Daha önce Türk futbolunu yöneten başkanların, yöneticilerin tuttukları takımlar, üyesi oldukları kulüpler yok muydu?

Amaç üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi?

Neden kimse bir 'hak teslimi' yaparak demiyor ki;

'Futbol dünyasının içinden gelmiş, bu ülke futboluna uzun yıllar hizmet etmiş, futbol kulüplerinin sorunlarını ve çözüm yollarını çok iyi bilen,  her alanda büyük bir saygınlığı olan , futbol ailesi adına devleti yönetenlerin kapısını rahatlıkla çalabilen ve çözüm üreten bir değer TFF Başkanına sahip olmuşken hepimiz ona sahip çıkmalıyız  ve yüküne omuz vermeliyiz.”

Ayıptır…

Ülkenin siyasi otoritesi ile çok iyi ilişkiler içinde olması avantajını kullanarak kulüplerin Bankalar Birliği ile anlaşıp borç batağında kıvranırlarken nefes almasında kim öncü oldu?

Sezon başında liglerin ertelenmesine vesile olabilecek  yayıncı kuruluş ile ekonomik  krizi çözüp kulüpleri kim rahatlattı?

Ligin marka değerinin artırmaya çalışıp kulüplerin nefes alması için uğraş veren kim?

Kısacası;

Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile kurduğu mükemmel diyalogla kulüplerin önünün açılmasına kim vesile oldu?

Nihat Özdemir…

Yoksa Galatasaray’ ı, Fenerbahçe’ si, Beşiktaş’ı, Trabzonspor’u transferde bu dünya yıldızlarını alabilir ligin marka değeri artabilir miydi?

Neden kimse bunları konuşmaz?

Diyeceğim şu ki,

İşini gücünü bırakıp  TFF ’de karargah kurup sorunları çözüm odaklı çalışan  son derece mütevazi ve beyefendi kimliği ile  kapısı herkese açık olan TFF Başkanı Nihat Özdemir’e  herkes destek olmalı...

Amma velakin…

TFF kurullarının önlerine konulan raporlar ışığında alınan yanlış veya doğru  kararları ‘Nasılsa o kulübün başkan yardımcısıydı’ diyerek Başkan Nihat Özdemir’e faturayı yükleyip onu yıpratmaya kalkmak insafsızlık olur.

Daha yolun başında  kendi kendine “Ben işimi gücümü bırakıp kimler için fedakarlık yapıyorum?”sorusunu  sordurur   yarın işi “Alın başkanlığınızı ne haliniz varsa görün”olayına getirirsiniz!..

Futbol ailesi ateşten gömleği birlikte giyindiğinin farkında olmalı…

 TFF Yönetim Kurulu…

TFF kurulları…

Kulüpler…

Kulüp başkan ve yöneticileri…

Teknik direktörler…

Yani tüm futbol ailesi;

Bırakın TFF başkanı olmasını bir ‘ÂĞABEY’ olarak Nihat Özdemir Türk futbolunun yarınları için bir şanstır...

Kuşkusuz her şeye tek başına hakim olması düşünülemez gerçeği ile de baktığımız zaman TFF’ deki bütün yönetici ve çalışma arkadaşları da onun iyi niyetini asla suistimal etmemeli, kendilerine göre durumdan vazife çıkarmamalıdır!..

Çünkü TFF üzerinde gündeme gelen her eleştiri ve , her sorunun muhatabının kendisi olduğu iyi bilinmelidir..

Diyeceğim şu ki Türk futbolunda herkes aynı gemide..

Kulüplerin borç batağındaki ve yayıncı kuruluş ile yaşanan krizde o gemi batarken gemideki mürettebatın  ‘Kurtar bizi’ diye sarıldıkları isim kim oldu?

Nihat Özdemir..

O nedenle  ‘Geminin tek kaptanı olur, gerisi mürettebattır’ gerçeği  unutulmamalıdır…

Eğer hırçın dalgalarda yol alan bu gemi sağ salim limana demirleyecekse, bu geminin kaptanı  TFF Başkanı Nihat Özdemir’dir..

Sadece ülkemizin değil dünyanın en başarılı işadamları arasına da adını yazdırmış aynı zamanda ülkesine  futbol adamı olarak hizmet etmiş bir değerin  ‘İlle ben TFF Başkanı olacağım’ hırsına kapılarak kulis yaparak bu göreve geldiğini hiç kimse söyleyemez…

Çünkü ihtiyacı yok..

Aksine “Futbolun başına bir ağabey gerek. O ağabey sensin Nihat Başkan” denilerek başkan olması istenmiş ve oy birliği ile göreve  seçilip taşın altına elini koymuş, ateşten gömleği giyinmiştir...

Türk futbolunun geçtiği bu kritik süreçte futbol dünyasının içinden gelen, futbol kulüplerinin yaşadığı zorlukları çok iyi bilen, bu ülkede sadece spor camiasından değil her camia tarafından sevilen sayılan, devlet otoritesi ile ilişkileri çok iyi olan, devlet kurumlarının önüne koyacağı her projeyi kabullendirecek, bir başkana ihtiyaç vardı…

İşte öyle bir isim başkan oldu…

Yoksa TFF Başkanlığı Nihat Özdemir’e bir şey kazandırmayacağı gibi  bu görev Nihat Özdemir’i çok ama çok yoracağı gibi kendisinden maddi ve manevi  çok şey alacaktır…

O nedenle de her başkan, her yönetici her spor adamı TFF’ye haklı haksız eleştiri getirmeden  önce ‘Ben kulübüm için ne yaptım. Kulübümü  ne duruma getirdim’ diyerek  kendi aynasına bakarak bu yolculuğu devam ettirmelidir..

Bu futbol ailesinin boynun borcudur…

Daha 3-5 ay önce ‘Battık, bittik, yandık, kurtarın bizi’ diye ağıt yakan kulüp başkan ve  yöneticileri bugünkü çok rahat hal ve tavırlarını kime, kimlere borçlular?

Hiç  tartışmasız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ a borçlular…

Şöyle bir bakın dünyanın hiçbir ülkesinde bir Cumhurbaşkanı ve  bir Bakan futbolu bu kadar sevmemiş, kulüplerin ekonomik kurtuluşu için böylesine mücadele verip katkı sağlamamıştır...

Ve bir başka borçlu olunan isim;

Erdoğan’ın tam destek verdiği,futbol dünyası üzerine her projesine her isteğine olumlu cevap verdiği TFF Başkanı Nihat Özdemir

Ligin başlamasına ramak kala kulüplerin büyük bir endişe yaşadığı Yayıncı kuruluş BeinSports krizi nasıl aşıldı sanıyorsunuz!

Yaşanan kriz nedeniyle uykusuz günler geçiren Başkan Nihat Özdemir 'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bilgilendirip devreye sokması ile..

'Nihat Başkan ne yapıyor?' diyenlere ithaf edelim..

O nedenle hakkın teslimini yapalım..

O kriz aşılmasaydı bu lig daha başlamamıştı!..

Diyeceğim şu ki;

Kulüpler yatsınlar kalksınlar ülkenin geçtiği zorlu ekonomik süreçte kulüplerin batmaması için çözüm yolları üreten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ a dua etsinler…

 Ve Nihat Özdemir’i başlarının üzerinde tutsunlar…

Çünkü futbol ailesi  o öyle bir başkan yakaladı ki en küçük kompleksi olmayan kendisine  ‘Başkan…Bey' diye  hitap edilmesinden daha çok  ‘NİHAT ABİ’ diye hitap edilmesini seven bir futbol duayeni..

Diyeceğim şu ki bu dönem  Türk futbolunun kurtuluşu için son bir şanstır…

Kulüpleri yönetenler  geçmişte yaptıkları maddi ve manevi hatalardan ders alarak  Nihat Özdemir' in etrafında güç ve yol birliği yaparak  bu şansı çok ama çok iyi değerlendirmelidir...

Yoksa bu şans bir daha ayaklarına kadar gelmeyecektir..

Yoksa biz Karadenizlilerin dediği gibi;

‘Kaçan balık çok ama çok büyük olur’