Balat bana göre, sokak aralarında yürürken kalbinin hızının
yavaşladığı, yüzünde sebepsiz bir tebessümün belirdiği yerdir.
Sanki şehir değil de, eski bir hatıranın içinden geçersin… Her
köşe “hoş geldin” der gibi bakar sana.
Benim Balat’ım biraz kahve kokar, biraz taş duvarlara yaslanır,
biraz da kalbe dokunur.
Mesela kapısını her açtığımda sadece bir mekânı değil, bir
hayali yaşattığımı hissettiğim…
Tuvan Balat…
Orası benim için bir dükkân değil; ruhumu İstanbul’a bıraktığım
küçük, sıcak bir iz gibi.
Orası benim için bir işletme değil; ruhumun İstanbul’a bıraktığı
imzadır.
Her fincan kahvede, her tatlı tabağında biraz emek, biraz dua,
biraz da kalpten geçen hikâyeler saklıdır.
Biraz ilerleyince, eski bir yapının içinde zamanın ağır aktığını
hissedersin.
Ask-ı Ruba Cafe…
Duvarlarına bakınca sadece boya görmezsin; geçmişin
katmanlarını, eski İstanbul’un nefesini hissedersin.
Sanki oturduğun masa senden önce yüzlerce hikâyeye tanıklık
etmiştir.
Sonra şeker gibi bir hatıra çıkar karşına:
Merkez Şekercisi.
Akide şekerinin cam kavanozlarda duruşu bana hep şunu
hatırlatır:
Osmanlı’da sözler tatlı verilir, gönüller şekerle alınırdı.
Bugün hâlâ bir gelenek, bir zarafet gibi yaşar o dükkânda.
Balat sokaklarını gezerken acıkmamak mümkün mü?
Değildir….
Çünkü bir köşeden mis gibi tost kokusu yükselir.
Orhan Abi Tost, Balat’ın samimiyetini iki dilim ekmek arasına
sıkıştırmış gibidir.
Ne yediğini değil, kimin yaptığını önemsediğin o eski İstanbul
hissi…
Ve Balat’ın o özgür ruhu…
“Kafan ne yemeğe karışıksa karışık kuruşuk!” dedirten o
rahatlık, o içtenlik…
Balat’ta insan kendini kasmaz; olduğu gibi olur.
Bir de gecenin kendine has ritüeli vardır:
Balat’a gelip de kokoreç yemeden dönmek, bir şehri selamsız terk
etmek gibidir.
Bu yüzden yolu düşen mutlaka uğrar
Makam-ı Balat’a.
Çünkü bazı tatlar sadece mideni değil, hafızanı da doyurur.
Mahalle kültürü dediğimiz şey hâlâ yaşıyorsa, bunun en güzel
örneklerinden biri
“Meşhur Balat Köftecisi” İlhan Bey ve o güzel ailesidir…
Orada sadece köfte yemezsin; bir esnafın gözündeki samimiyeti,
“afiyet olsun” derkenki içtenliği yersin.
Ve tabii ki bir tabak mantının bile bir semtin ruhunu
taşıyabildiğini gösteren
Mantı Time…
Her lokmada ev sıcaklığı, her buharda geçmişten gelen bir anne
mutfağı hissi vardır.
Benim için Balat;
sadece gezilen bir yer değil, hatıraların biriktiği bir gönül
haritasıdır.
Her köşesi ayrı bir hikâye, her mekânı ayrı bir iz bırakır
insanda.
Çünkü bazı semtler gezilir…
Ama bazı semtler insanın içine yerleşir.
Balat, bana göre işte tam olarak böyle bir yer: İstanbul’un
kalbinde atan, geçmişle bugünü aynı masada oturtan bir hatıra
semti…