Ateistler, Şeytan ve Müminler

“Medenilere galebenin ikna ile olduğu” modern dünyamızda, din adına yapılacak en iyi “propaganda”, din adına akıl, ahlâk ve erdem ortaya koymaktır.

Mustafa Akyol mustafa1@internethaber.com

Dini konular üzerinde yaptığı TV programlarıyla tanıdığımız Prof. Nihat Hatipoğlu, ekrandaki bir konuşmasında ateistler hakkında yorumlar yapmış. Bu yorumları hakaret ve nefret suçu olarak algılayan Ateizm Derneği ise, Hatipoğlu hakkında suç duyurusunda bulunmuş.

Bu suç duyurusu savcılar tarafından nasıl değerlendirilir, mahkemeye giderse ne olur, bilemiyorum. (Bence ortada “suç” olacak bir şey yok.) Ama zaten meselenin bu hukuki yönünden çok felsefi yönü ilgimi çekti ki, bu konudaki bazı gözlemlerimi paylaşayım.

Öncelikle de belirteyim: Ben, elhamdülillah, Müslümanım. Dahası geçtiğimiz iki on yıl içinde ateizmi bir düşünce olarak yeren, eleştiren, çürütmeye çalışan sayısız yazıya, makaleye, konferansa, tartışmaya imza attım. Yani bu konuda “tarafım” çok belli. (İlgilenenler için Bilim, Din ve Ateizme Dair Modern Ezberlerin Sonu adlı kitabımı tavsiye ederim.)

Ancak, ateizme ve ateistlere karşı Türkiye’deki dindar kesimin gösterdiği bazı tepkileri ve verdiği bazı cevapları da yanlış, haksız ya da tutarsız buluyorum. Bunların eleştirisi ise, İslam adına aklı başında bir tutum ortaya konması açısından bence gerekli.

Ateistler ‘ahlaksız’ mıdır?

 Önce ateistlerin peşinen ahlaksız, kriminal, hatta “terörist” gibi algılanmasından başlayalım. Sanırım bu algının kökeni 70’lere uzanıyor. Yani ateistlerin çoğunun siyaseten Marksist, Marksist’lerin bir kısmının da “şehir gerillası” olduğu, yani şiddete başvurduğu döneme.

Ancak yanlış bir algı bu. Bugün ne Türkiye’de ne de dünyada ateist insanların dindar insanlara göre daha ahlaksız veya kriminal olduğuna hükmetmek için pek bir sebep yok. Hatta dünyada ateist nüfusun en yüksek olduğu İskandinav ülkelerinin en düşük suç oranlarına ve en iyi “etik değerlere” sahip toplumlar olduğu dahi söylenebilir. (Buradan “ateizm propagandası” çıkaranlar da bence yanılmaktadır; çünkü İskandinav başarısının sebepleri karmaşıktır. Ama o ayrı bir tartışma.)

Bu konuda, belki ancak “ateistlerin ahlakı felsefi olarak temellendiremedikleri” söylenebilir ki, ilahiyatçı ve sosyal bilimci Caner Taslaman’ın bu konudaki argümanları dikkate değerdir. Ama hemen arkasından “iyi de, dindarlar felsefi olarak temellendirebildikleri ahlaka ne kadar uymaktadırlar” sorusu gelir ki, bu da dindarların şapkayı önlerine koyup düşünmesi gereken bir sorudur.

Ateistler ‘şeytan’ yolunda mıdır?

Bu soruyu Prof. Hatipoğlu vesilesiyle soruyorum, çünkü Ateizm Derneği’nin tepkisini alan programında şöyle demiş:

Şeytan bile Allah’ı inkar etmiyor Şeytan ne diyor Allah’ım beni ateşten yarattın. Beni yarattın diyor, farkında. Ee! ateistlerin en büyük babası Şeytan. Yani öyle sayılırsa Şeytan onlardan çok daha temizdir.” 

Ateistler bu sözlere, mealen, “biz ne Allah’a ne Şeytan’a inanıyoruz kardeşim, ne alaka” diye cevap vermişler ki, kendi bakış açılarından haklılar. Çünkü Hatipoğlu, ateistlerin kendilerini nasıl tanımladığını değil, İslam’ın onları nasıl tanımladığını esas almış.

Ancak bu tanımda da bir hata var aslında. Hatipoğlu’nun da teslim ettiği gibi, İslam’da Şeytan, Allah’ı “inkar” eden bir varlık değildir. O’nun varlığını açıkça bilmekte ve görmektedir zaten. Şeytan’ı suçu, Allah’a “isyan” etmektir.  Altında yatan sebep de “kibir”dir.

Dolayısıyla Şeytan karakterinin doğru tanımı, “açıkça gördüğü bir hakikate kibir sebebiyle isyan eden varlık” olmalıdır.

Eğer ateistlerin bazıları böyle ise, yani Allah’ın varlığına dair kanıtları görmelerine rağmen O’nu kibir sebebiyle inkar ediyorlarsa, o zaman bu karaktere benzetilebilirler. Fakat, unutmamak gerekir ki, Allah’ın varlığını teslim eden, ama kibir sebebiyle hakikatlere gözlerini kapayan diğer insanlar da aynı karaktere benzetilebilir. 

Ateistler 'sıkışınca' iman mı eder?

Yine Prof. Hatipoğlu’nun söylediği  “Her ateist aslında Allah'a sığınıyor... çünkü hepsi sıkışınca Allah’ım demeye başlıyor” sözü de açıkçası doğru değil. Her şartta ateizmini koruyan pek çok “tutarlı” ateist var. “Sıkışınca Allah demeye başlayan” insan modeli ise, aslında ateistlere değil, Allah’a inanan ama seküler bir hayat süren, “dindarlık düzeyi düşük dindarlara” karşılık geliyor.

Peki ben bunlara niçin işaret ediyorum? Derdim ateistleri korumak, dindar kesimden aldıkları tepkilere cevap yetiştirmek mi?

Hayır. Derdim, Türkiye’de “dinin akli müdafaası” konusunda daha tutarlı, daha saygın, daha sofistike argümanlara kapı açmak. Çünkü Türkiye’de ateistlere (ve genel olarak din karşıtlarına) cevap verdiğini sanan bazı dindarlar, kaba, ilkel, çocuksu argümanlarla aslında uzun vadede dine zarar veriyorlar.

Peki ateistlere karşı kullanılması gereken doğru argümanlar nelerdir?

Uzun mesele, ama şu kadarını belirteyim:

-       Ateistlerin “biz inanç yerine aklı seçtik” söylemi, bir yanılsamadır. Çünkü “Allah yoktur” derken, aynen “vardır” diyenler gibi, bir “inanç” bildirmiş olurlar. (Ancak agnostiklerin yani bilinemezcilerin gerçekten “inançsız” olduklarını söyleyebiliriz.)

-       Ateistlere, “hadi bunu da açıklayın” diye yağan yağmuru, çakan şimşeği “delil” gösteremezsiniz. Tabitatın “doğal” işleyişidir bunlar. Ama hem tabiatın hem de hayatın “kökeni”ne indiğinizde, olağanüstü bir “hassas ayar” ve “tasarım” ortaya çıkar ki, bu da bir Yaratıcı’ya işaret eder. Ateizmin uzun yıllar en ünlü savunucularından biri olan Anthony Flew’un da teslim ettiği gibi. (Bkz: Flew’un Yanılmışım Tanrı Varmış adlı kitabı.)

Son olarak şunu da söyleyeyim ki, “medenilere galebenin ikna ile olduğu” modern dünyamızda, din adına yapılacak en iyi “propaganda”, din adına akıl, ahlâk ve erdem ortaya koymaktır.

Ateistlere, seküler insanlara, veya diğer dinlerin mensuplarına hakaret, alay veya tehdit savurmak değil…