6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri…
Bu bir tarih değil artık. Bu, bir milletin sinir uçlarına
kazınmış bir kırılma anı.
“Asrın depremi” dendi. Abartı değildi.
Etkilediği alan, nüfus yoğunluğu, şehirlerin büyüklüğü… Haritaya
baktığınızda bir felaket değil, neredeyse bir coğrafya sarsıntısı
görüyorsunuz. Bir ülkenin kalbi, aynı anda birden fazla yerden
darbe aldı. Bu ölçekte bir yıkım, sadece binaları değil, insanın
zaman algısını da yerle bir eder.
Ama mesele sadece yıkım değildi.
Asıl mesele, o yıkımın içinden kim olduğumuzun çıkmasıydı.
Daha ilk saatlerde devlet refleksi devreye girdi. Arama kurtarma
ekipleri, asker, polis, sağlık personeli, AFAD, belediyeler…
Soğuğa, mesafeye, zorluğa rağmen sahaya inildi. Hava köprüleri
kuruldu, yollar açıldı, sahra hastaneleri kuruldu. Bu, sıradan bir
koordinasyon değildi; bu, kriz anında çalışan bir devlet
aklıydı.
Ama asıl büyük fotoğraf başka yerdeydi.
Evindeki sobayı söküp gönderen adamda,
yorganını kolinin üstüne bastıra bastıra kapatan kadında,
harçlığını bağış kuyusuna atan çocukta…
Bu ülkenin gerçek gücü, tankta topta değil; felaket anında
birbirine dönen yüzünde saklıdır.
O gün kimse kimliğini sormadı kimsenin.
Kimse “sen kimsin?” demedi.
Sadece “orada biri var mı?” denildi.
Acı büyüktü. Kaybımız tarif edilemezdi.
Ama o enkazın içinde bir şey dimdik ayakta kaldı: millet olma
bilinci.
Deprem bize şunu hatırlattı:
Biz, sadece aynı toprakta yaşayan insanlar değiliz.
Biz, aynı acıda birleşebilen bir topluluğuz.
Bu da sıradan bir toplumsal özellik değil, tarihsel bir
karakterdir.
Anmak; sadece ağlamak değildir.
Anmak, hafızayı diri tutmaktır.
Daha sağlam şehirler kurmaya söz vermektir.
Kaybettiklerimizin hatırasına yakışır bir gelecek inşa
etmektir.
Çünkü onlar artık sadece isim değil;
bu ülkenin vicdanında taşınan bir emanettir.
6 Şubat bize şunu öğretti:
Yıkılabiliriz. Sarsılabiliriz. Ama dağılmayız.
Biz, düştüğümüzde birbirine tutunarak ayağa kalkan bir
milletiz.