BIST 1.391
DOLAR 8,74
EURO 10,37
ALTIN 495,67
YAZARLAR

Alevilerin sorununu çözmenin en basit formülü

Fakat ilginç bir şey var: İktidar; dindarların sorunlarını çözmek için bir pakete veyahut bir çalıştaya ihtiyaç duymadı.

Levent Gültekinlevent@internethaber.com

Hükümet bazı sorunları çözmek için “Açılım paketi”, “Çözüm süreci” gibi özel bir çalışma metodu izliyor.

Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı…

Açılım paketi? Ne demek bu?

Hükümet toplumun bir kesiminin sorunlarını çözmek için niçin bir pakete ihtiyaç duyuyor?

Bana göre bu tür paketlerin şöyle bir anlamı var:  Sorunları çözerken önce ayrıştırıp sonra bütünleştirmeye çalışıyoruz. 

Aynı zamanda da toplumdaki kültürel ve etnik ince çizgileri kalınlaştırıyor, daha da belirginleştiriyoruz.

Fakat ilginç bir şey var: İktidar; dindarların sorunlarını çözmek için bir pakete veyahut bir çalıştaya ihtiyaç duymadı.

Üniversitelerde ve kamusal alanda başörtüsü yasağını kaldırırken, imam hatiplerin katsayı sorunu çözerken, okullara seçmeli tefsir ve Kuran dersleri koyarken… benzer daha birçok sorunu çözdü, ama biz hiç birinde bir açılım paketi görmedik.

Mesela “kimler okullarda tefsir dersi istiyor?” diye bir araştırmaya yönelmedi.

Veyahut ilköğretim çocuklarına başörtüsü serbestiyetinin eğitim sistemini nasıl etkileyeceğini kimseye sormadı.

Bunun için ne bir çalıştaya ihtiyaç duydu ne de bir konferansa.

Karar verdi ve yaptı.

Fakat aynı yöntemi toplumun diğer kesimlerine uygulamıyor.

Alevilerin sorunlarının çözümünü tam 7 yıldır konuşuyoruz? Bilmem kaç açılım paketi ve çalıştay düzenlendi.

Diğer taraftan Kürtlerin sorunlarını çözecek “Barış süreci” var.  Tam 2 yıldır sadece konuşuyoruz.

Niçin dindarların sorunlarını çözerken gösterdiği cesareti, kararlılığı, çevikliği diğer sorunların çözümünde göstermiyor?

Çünkü iktidar ülkenin bütünü ile değil, dindarlarla duygusal bir yakınlık içinde. Çünkü yalnızca dindarların acısını, üzüntüsünü yüreğinde hissediyor. Çünkü onların sorununu kendi sorunu olarak görüyor.

Bunun için her türlü riski göze alıyor, kararlılıkla hareket ediyor.

Halbuki devlet toplumun bütünü ile aynı muhabbeti, aynı duygusal bağı kurmalı.

Her kesimin sorunlarını kendi sorunu gibi benimsemeli.

Sadece dindarların çocuklarını değil, bütün çocukları kendi çocuğu gibi görüp ona göre hareket etmeli.  Onların sorunlarını, acısını yüreğinde hissetmeli.

Bunu yapabilmesi için de yaklaşımlarında din değil, vatandaşlık bağını esas almalı.

Toplumla kurduğu ilişkiye dindar çevreleri değil tüm Türkiye’yi zemin yapmalı. 

Bunu yapamadığı için Mısır’da hunharca öldürülen Rabia için gözyaşı dökerken, ülkemizde öldürülen çocuklara nefret saçıyor.

Rabia için milyonların gözü önünde yaş döküp, Alevi çocukları için merhamete sığmayacak gaddarlıkta konuşmalar yapıyor.

10 milyon vatandaşı incitmek, gücendirmek pahasına, köprü adını değiştirmeye yanaşmıyor.

Böyle davrandıktan sonra bir değil 10 paket açıklasan ne olacak ki?

Bu yaklaşımla hangi sorun çözülür ki?

Bunun için, iktidar mensupları meseleleri çözmeye kalkmadan önce kendi iç dünyasında bu kesimlerle olan sorunlarını gidermesi gerekiyor. Çünkü en büyük sorun bu.

Hükümetin zihnindeki sorunlar çözülmediği için açılım paketleri işe yaramıyor.

Sözlerine, eylemlerine, politikalarına çeki düzen vermesi gerekiyor.

Zihinsel bir dönüşüm geçirmesi gerekiyor.

“Biz ve onlar” değil, sadece “Biz” diyecek bir zihinsel yapıya geçmesi gerekiyor.

Bunu yapabilmek için de dindarlığı değil, vatandaşlık bağını esas alması gerekiyor.

Dindarları ana gövde, diğerlerini de tamamlayıcı unsur olarak değil, hepsini ülkenin eşit ve değerli parçaları kabul etmesi gerekiyor.

Mesela Aleviliğin Anadolu kültür harmanının vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Türkiye’yi bir insan olarak düşündüğümüzde, kültürel olarak Alevilik o insanın kalbidir.

Bunu fark edecek ve bu değeri yüceltecek bir düşünceye ulaşması gerekiyor.

***

Peki Aleviler devletten ne istiyor?

Cem evlerinin ibadethane olarak tanınması.

Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması.

Ve de Diyanet’te Alevilerin de temsil edilmesi.

***

İktidar, 12 yıldır bu üç talebi karşılamıyor. Çeşitli bahaneler üretiyor.

Mesela Aleviliğin tanımlamasını tartışmaya açıyor. Alevilerin “İslam’dan ve Hz. Ali’de uzaklaştıklarını” ileri sürüyor.

Kimin İslam’a yakın, kimin uzak; kimin daha çok, kimin daha az dindar; kimin inancının gerçek kiminkinin sahte olduğuna kim karar verecek?

Böyle bir tartışmayı açmak ne kadar sorunlu farkında mısınız?

AK Partililere göre Aleviliğin içi boşaltılmış.

IŞİD gibi radikal İslamcılara göre de AK Partililer İslam’ın içini boşalttı.

Ne diyeceğiz şimdi?

Mesela “Aleviler Hz. Ali’ye benzemiyor, onun gibi olsunlar ben de Alevi olayım” diyorlar.

Peki, Aleviler Hz Ali’ye benzemiyor da dindarlar veyahut İslamcılar Hz Muhammed’de benziyor mu?

Biz bugün hangi dindarı gördüğümüzde Hz. Muhammedi hatırlıyoruz?

Hangi dindarda Hz Ömer adaleti var? Hangi dindarda Hz. Ebubekir merhameti var?

“Aleviliğin için boşaltıldı.” diyorlar.

Peki İslam’ın içi boşaltılmadı mı?

Günümüzde gerçek İslam’a uyan bir Müslümanlık anlayışı var mı herhangi bir yerde?

Kaldı ki devlet insanların inancının değerini, onun derinliğini, gerçek olup olmadığını ölçebilir mi?

Böyle bir hakkı, böyle bir yetkisi olabilir mi?

Böyle saçma tartışmalara kalkıştığımızda işin ucunun nereye varacağını düşünebiliyor musunuz?

Kısacası şunu demek istiyorum: AK Parti bu sorunları önce kendi ruhunda ve zihninde çözsün, gerisi çok kolay.

Aynı, dindarların çözülen sorunları kadar basit meseleler bunlar. Twitter.com/acikcenk 

Yorumlar