YAZARLAR

Mustafa Sadık İNCEDEMİR

Mustafa Sadık İNCEDEMİR

msincedemir@gmail.com @ rss Eklenme Tarihi: 19 Kasım 2013 00:00 - Güncelleme: 21 Ekim 2015 17:42

Taşınma

Bizim evde bir taşınma telaşı var ki anlatmak mümkün değil. Zaten yazsam roman olur. Yazarken de emin olun bana yazık olur.

Çünkü yazarken yaşadıklarımı hatırlayacağım için bu bana ikinci bir işkence olur ki altından normal zekâdaki bir insanoğlunun kalkması hiç mümkün değildir.

 

Oysa ben her gün kendimi resetliyorum. Bir atlasam kafayı boşaltmayı; ertesi gün kesin kafayı yer ve en yakın akıl hastanesinde odadan odaya nakliye şirketinin kamyonu gibi “dadat dadat,” diyerek dolaşırım.

 

Hoş zaten şu anda da kamyonet durumu hâsıl olmuştur.

Ama bilin ki ben bu duruma öyle kolay gelmedim.

 

Anladım ki taşınma olayı gündeme geldiği andan itibaren kadınlar; aniden şekil ve karakter değişikliğine uğruyorlar.

Biliyorum çünkü karımı gördüm.

Görmeye de devam ediyorum.

 

Efendim bu taşınma konusu açıldığı anda eşimin muhtemelen doğumundan önce içine girmiş olan ve orada sessizce taşınmamızı bekleyen bir cin; şişeden çıkar misali bedeninden çıktı.

Ve 20 yıldır oturduğumuz evi; otururken ters yüz ediverdi.

 

Şimdi bizim ev; bir ay önceki ev değil.

İnanmayacaksınız ama sadece duvarlarımız eski halindeler. Eşyalarımıza ise aniden hareket etme yeteneği geldi.

 

Öyle ki bir gün önce oturma odasında oturduğum kanepe; ertesi gün mutfakta, mutfak masası ise banyo da olabiliyor.

Haliyle ben de mutfak masasını görünce bir şeyler yeme hevesiyle masanın kenarına ilişiyorum.

Tabi oturduğum yer mecburen klozet olunca olanları ve olanlardan sonra yaşadıklarımı hiç yazmayayım.

 

Oturma odasında ise yirmi yıldır aynı yerde durduğu için gözü kapalı oturduğum koltuğuma; her akşam olduğu gibi kaba etimi gözü kapalı koymaya kalkınca; koltuk yüzünden yirmi yıldır gün yüzü görmemiş yerle muhabbeti de yaşadım.

 

Bu yazdıklarımı yaşarken öfkelenip, öldürmeye karar verdiğim eşimi ise eşyaların arasında bulup, çıkarmak mümkün olana kadar; ben niye onu aradığımı unutuyor oluyorum.

Evin halini düşünün artık.

 

Ben her geçen gün “bu da geçer,” diyerek yeryüzünün en sabırlı adamı olma rekorunu her gün tekrar kırarken; evin içinde eşya vasfı olan her şey eşim tarafından resmen poşetlendi.

Hem ne poşetleme; yeminle çöp poşeti üreticileri bu ay ki satış grafiklerinin neden iki katına çıktığını anlamamışlardır.

Buradan duyuruyorum; sebebi sadece eşimdir.

 

Hayır, zaman geçtikçe öldürme maksadıyla aradığım eşimi bulmamanın aslında onun tarafından bulunmamak anlamına da geldiği için bunda da bir hayır vardır diye avunayım diyorum.  Ama olmuyor. Çünkü günlerce arasam bulamayacağım eşim, bana kafayı yedirmeye devam etmek istediği anın saniyesinde beni eli ile koymuş gibi buluyor.

 

Yoksa taşınma işini iptal edip, bu haliyle evde yaşamaya devam etmek bile aile saadetimiz açısından tadından yenmez olabilirdi.

 

Neyse efendim anlayacağınız; bu poşet işi bildiğiniz gibi, tahmin edebileceğiniz gibi hele hele şaka falan hiç değil.

Evdeki her şey; şu anda ya bir hurcun içinde askeri nizamda ya da tepesinden prezervatif geçirilmiş gibi poşetli bir halde çıkarılmayı bekliyorlar.

 

Hayır, buzdolabını açınca su şişelerini gördükçe sinirim bozuluyor.

Malum yaşamak için su içmek gerek.

Ve karşınızda prezervatife girmiş su şişesi…

 

Tabi bu arada güya bizim evde her evde taşınma sırasında olduğu gibi inanılmaz bir temizlik olmuş.

Bunu ben demiyorum; hareket eden koli ve eşyaların arasında iki üç günde bir denk düştüğüm eşim, kızım zaman zamanda bize yardıma gelme gafletinde bulunup, bir daha çıkamadıklarını söyleyen yakınlarımız söylüyor.

Doğru mu bilmem ama bazıları; üç dört gündür bizde kaldıklarını da söylüyorlar ama nerede yatarlar, ne yer, ne içerler ve neden hiç karşılaşmadık inanın bilemiyorum.

 

Hayır, bu temizlik denen şey ne menem bir şeydir anlamadım gitti. Söylendiğine göre evde kullanılmayan ne varsa atılmış. Atılmış da yirmi yıldır rahat rahat oturduğum koltuğuma şimdi her oturduğumda kaba etimi delen ıvır zıvırlar nereden çıktı? Söyleyen yok.

 

Sonra malum çalışan insanız işe gideceğiz değil mi?

Yok, öyle kolayca “evet,” demek.

Benim işe gitmem artık ayrı bir olay. Sabah dokuz da başlayan işe saat ondan önce ulaşmak için artık gün ağarmadan kalkmak zorundayım. Çünkü işe giderken giymek zorunda olduğum kıyafetlerime ulaşmak için önce iki rekât namaz kılıp, gerekli duaları yapmam gerekiyor.

Yoksa emin olun ya gömleğimi ya da takım elbisenin ceket veya pantolonunu bulamaz oluyorum.

 

Çünkü eşim eşyaları poşetlerken hızını alamayıp, kıyafetleri de poşetlemiş. Bunu yaparken; takım elbiseleri tek parça olarak değil, pantolon ve ceketlerini ayrı ayrı poşetlemesi yetmiyormuş gibi bir de bulursam sanki kötü bir şey yapacakmışım gibi onları asla bulamayacağım yerlere özenle saklamış.

Sakladığı yeri sorunca da hatırlamadığından veya cevap vermeden eşyaların arasından kaybolmasından hiç bahsetmeyeyim.

 

Ki bir seferinde “kravatlarımı buzdolabında buldum,” desem inanmazsınız.

Bilin ki ben de inanmadım.

İnanmadığım için; dolabın kapağını kaç kez açıp kapadığımı ve her kapadığımda gözlerimi kaç kez ovuşturduğumu ben bile bilmiyorum.

 

Yani anlayacağınız halim perişan.

 

En son traş bıçağımı bulamadığım için diş macunun yanında bulabildiğim ekmek bıçağı ile traş olurken “ben nerede hata yaptım;” diye kendi yazdığım türküyü söylüyordum.

 

Bu arada değişmeyen şeylerde yok değil.

Mesela yirmi yıldır “ben hazırım,” dedikten bir buçuk saat sonra evden çıkabilen eşimi; sabah ezanı ile uyandıktan sonra evin kadrolu faresi gibi hareket yeteneği olan poşetlenmiş eşyaları didikleyerek giyinip, evden çıkmama rağmen hala bir buçuk saat bekliyorum.

 

Abarttığım falan sanıyorsanız inanın yanılıyorsunuz.

Mesela şu anda bu yazıyı; yirmi yıldır çalışma odasında duran ama şimdi üç günde zor bulduğum masamda yazıyorum. Çünkü masam; daha önce hiç kullanmadığımız yan balkonumuzda poşet içinde bulunmayı bekliyordu.

 

Üstelik mevsim sonbahar ve şu anda yağmur yağıyor.

İçeri kaçmak istiyorum ama ben masayı bulma sevinciyle yazmaya başladıktan sonra balkona gelip yerleşen buzdolabı ve normal olarak beş kişinin kaldıramayacağını düşündüğüm; gardorabımız tarafından esir alınmış durumdayım.

Bir delik bulup da kendimi içeri atarsam yırttım yani. Tabi bu arada deliği bulup, balkon kapısını bulamama durumu da var. Hiç abartmıyorum çünkü en son yatak odası kapısı; oturma odasında poşetlenmiş bir haldeydi.

 

Neyse bana müsaade çünkü iki saat kadar sonra maç var ve bu karışıklıkta önce balkondan içeri gireceğim ardından da televizyonu bulacağım ki maçı seyredebileyim.

Çünkü televizyonumuzu en son gördüğümde şu anda balkonda önümde duran gardorabın içinde yatağını bulmadığı için uyuyakalmış kızımla birlikteydi. Ki zaten gardorap da koridordaydı.

 

O yüzden bana rast gele…

Bulduk bulduk, bulamadık üstüne soğuk su içeriz artık.

Iyyyyy….

“Su,” dedim de bir anda buzdolabındaki şişeler aklıma geldi.

 

 

 

 




PAYLAŞ tw fb gp

YORUM YAZIN Taşınma yazısına yorum yapın

adınız ve soyadınızla doğrudan da yorum yapabilirsiniz
BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR0 YORUM
REKLAM
Mustafa Sadık İNCEDEMİRDİĞER YAZILARIMustafa Sadık İNCEDEMİR
TÜMÜ

AÇIK GÖRÜŞ TÜMÜ

Dilediğiniz platformdan Bizi izlemeye devam edin! tw gp fb rs
REKLAM
REKLAM

İNTERNET HABER MOBİL

iPhone iPad Android
İnternethaber Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2018 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ! Tel : +90 212 266 99 99  /  Faks : +90 212 266 98 98 Yazılım Geliştirme ve Sistem Destek: Bilgin Pro