YAZARLAR

Ümit SAMİMİ

Ümit SAMİMİ

umitsamimi@gmail.com @ rss Eklenme Tarihi: 31 Ocak 2015 12:19 - Güncelleme: 25 Ekim 2015 22:12

Sıra Dışı Hayatlar 2 - Huzur Evindeki Pişmanlık

Yaşlı olmak zor. Daha zoru, sevdiklerinin teker teker hayatını kaybettiğini görmek ama en zoru bu değil. Belki de en kötüsü, bir ömür emek harcadığın kişilerin sana yaşlandığında sırtlarını dönmesi.

Yaşamak zor, daha zoru yaşamak istemediklerini yaşamak zorunda kalmak ama en zoru bu değil. En kötüsü,  yaşamak istemediklerini sana en çok emek harcadığın, canından parça olan yakınlarının yaşatması.

Tarih bilinmezlikler içerisinde, görgü tanıklarınca günümüze aktarılanlardan ibarettir. Gerçekte ne olduğunu asla kesin olarak bilemeyiz.

Şimdi sizinle evlatları tarafından terk edilen zamanın zenginlerinden Fakir lakaplı yaşlı bir amcanın hayat hikâyesini paylaşacağım. Fakir, 1996 yılında talih kuşunun isabet ettiği milli piyango biletinin sahibi. Kendi zamanına göre mükemmel bir zenginliğe kavuşmuş, zaten iyi olan maddi durumu imrenilecek seviyeye ulaşmış. Fakat sonrası, öncesini aratır duruma gelmiş. Lafı çok uzatmadan, Fakir ile sohbetimize geçiyorum.

Merhaba Fakir amca, bize kendinden biraz bahseder misin?
- Merhaba Ümit, hoş geldin. Kendim ile ilgili pek bir şey bildiğimi söyleyemem aslında. Hayattan öğrendiğim çok az şey var. Bunlardan bir tanesi, olaylar hakkında konuşmak ile yaşarken konuşulanları uygulamak arasında çok fark var. Asla uyuşmuyorlar hatta kesişmiyorlar bile. Ben sana burada dürüst birisiyim derim ama bu daha çok dürüst olduğumu değil, olmak istediğim kişiyi tasvir eder. Bu yüzden kendimi tanıtmayı istemiyorum ama net bilgiler verebilirim. Mesela 58 yaşındayım, işletme mezunuyum. Hayatta ilgi ile takip ettiğim bir tek Galatasaray’ın maçları kaldı geriye.

Ben de Galatasaraylıyım. Pe ki öyle ise yaşadıklarınla ile ilgili sorayım, olur mu? Huzur evine yerleşmeden önce ne işle uğraşıyordun. Ailen var mıydı, ya da şuanda neredeler?
-Kazlıçeşme’de deri atölyemiz vardı. 20 kadar da çalışanımız. Orayı işletiyordum. Genelde yurt dışına satış yapardık. Bir ara oğlumun şansına milli piyango bileti aldım. Aslında çok zaman önce değil. Hesaplayayım, 1996 yılından bugüne 19 yıl geçmiş. 19 yıl önce almıştım bileti. Oğlumun şansı dediğime bakmayın, benim en büyük şanssızlığım oldu. Hayatta geriye almak istediğim tek şey odur çünkü kötüye giden her şeyin başlangıcında o bilet vardı.

Size neden Fakir diyorlar? Gerçek adınız nedir?
-İnsanların doğarken konulan isimleri, gerçekte kim olduklarını tanımlamazlar. Sonradan, çevresindekiler tarafından verilen isimler, daha iyi bir belirteçtir. Bu yüzden gerçek adımın bir önemi yok. Fakir denmesinin sebebi ise, piyango bileti ile zenginliğimin elimden kayıp gitmesi.

Size uğursuzluk mu getirdi?
-Aslında uğursuzluk değil, etrafımdaki insanların gerçek yüzlerini görmemi sağladı. İlk başlarda her şey çok güzeldi. Sevdiklerimin hep güler yüzünü gördüm. Meğerse etrafımdakilerin tek derdi benim sahip olduğum maddi varlıkmış. Paramı kaybettiğimde çevremde kimse kalmadı. Gülümseyen de.

O kadar parayı nasıl kaybettiniz peki?
-Bir oğlum bir de kızım var benim. Oğluma biletten önce ve sonra hiç kimseye göstermediğim özveriyi gösterdim. Asla ve asla ondan hiçbir şey sakınmadım. Elimden geleni ardıma koymadım. İyi okullarda okuttum. Günlük hayatı ile özenle ilgilendim. Okulunu ve derslerini bizzat ben takip ettim. Spor faaliyetlerinden uzak kalmasın diye farklı kulüplere yazdırdım. Harçlığını hiç eksik etmedim. Hata yapsa bile azarlamazdım. Ona neredeyse hiç kızmazdım. Oğlumu yaşlılığımın garantörü olarak görüyordum fakat öyle olmadı.
-Biz muhafazakar bir aileydik. Dini hassasiyetlerimizin yanında bir çok yobaz davranışımız vardı. Mesela kız çocuklarına hiç önem vermezdik. Biliyorum İslamiyet bunu emretmiyor ama geldiğimiz coğrafya kız çocuğuna önem vermezdi. Muhafazakarlıktan kastım da zaten bu. İslamiyet değil. Kızımı okutmadığım gibi eve kapatırdım. Dışarıya sadece annesiyle ya da benimle beraber çıkabilirdi. Ne isterse istesin, genelde izin vermezdik ki zaten izin vermeyeceğimizi bildiği için de izin istemezdi. O korkarak yaptıkça, o gizli gizli yaptıkça biz daha fazla cezalandırdık. Daha fazla kızdık, bir çok kez  dövdüm onu. Aç bıraktım. Aylarca odasına kitli kaldı. Bir gün kaçtı evden. Selim adında bir çocuk bulmuş, evlenmişti onunla. Bütün bu olanlar, biletin bana isabet etmesinden sonra olduğu için inanılmaz bir kibirle evlatlıktan reddettim onu. Kaçtığı çocuğu defalarca arayıp büyük hakaretler ettim. Ölümle tehdit ettim. Herkesin sizi el üstünde tuttuğu bir dönemde, zenginliğin verdiği sarhoşluk ile kızınızın evinizden kaçmasının sizde yarattığı psikolojik tahribatı tahmin edemezsiniz. O öfke ile geri dönülmez hatalar yaptım ve oğluma daha fazla sarıldım. Zaten ona garantör gözüyle bakıyordum. İşlerin tamamını oğluma bıraktım. Dünyayı gezmek istiyordum. Farklı ülkeler görmek istiyordum. Ben gezerken, kızıma mesaj vermek için tüm mal varlığımı üzerine yaptığım oğlum takıldığı barda bir kız ile tanışmış. Muhafazakarız dedim ama dediğim gibi, İslamiyet ile uyuşan davranışlar değildi bizimkisi. Mesela oğlum eve sarhoş gelirdi. Annesi rahatsız olurdu, ben hanıma kızardım. Genç adam, bırak hayatını yaşasın derdim. Bara gidiyor olması da önemli değildi ama bardan bir kızı eve gelin getirecek olması sorundu. Akrabalara, eşe dosta karşı rezil olmak demekti. Memlekettekiler ne derdi. Ne yapardı. Kardeşlerim, vücudu baştan aşağı dövme olan, dudağında küpe taşıyan bir kızı gördükçe ben utanacaktım. İzin veremezdim ama oğlum, biz kızı kötüledikçe, bizden soğudu, yine de süreç içerisinde onu eve getirdi, tanıştırdı. Kızla kanım kaynayacağına, kavga ettim. Ben ona hakaret ettim, o da bana karşılık verdi.  Köprüler atıldı. Böyle kısa anlatıyorum ama tüm bu yaşananlar aslında çok uzun bir süreç.

Pe ki sonra ne oldu?
-Oğlum bizi terk etti, kızla beraber yaşamak için burada ne var ne yoksa sattı ve yurt dışına gitti. Haber alamadım bir daha ondan. 5 ay içerisinde 50 yıllık kavgamız oldu oğlumla. Ne kadar şımarık olduğunu, söz geçirilemez hale geldiğini o 5 ayda öğrendim. En son ya bizi ya da o mendebur kızı tercih edeceksin dediğimde, oğlum kızı tercih etti. Giderken de neyimiz var neyimiz yok hepsini aldı gitti.

Kızgınlığınız neden milli piyango biletine peki?
-O kızcağazın bir suçu yoktu ki. Kızın yaşam tarzı oydu, hayatı buydu ve bizim için kendisini değiştirmek istemiyordu, zaten öyle bir zorunluluğu da yoktu. Sonradan düşününce gayet haklı aslında. Oğlumu bu şekilde şımartan da bendim. Eğer o tarz bir kızı getirmesini istemiyorsaydım, o tarz bir hayatı yaşamasına müsaade etmemeliydim. Bu yüzden oğlum da haklı. En çok bizim hanım oğlana engel olmaya çalışırdı. Yaşam tarzını değiştirmesi için öğütler verirdi, kızardı ama hanım bile, o kız eve geldiğinde kıza iyi davranırdı. Oğlana merak etme, baban yakında alışır derdi. Hanım hep benden daha akil davranmıştır.  Burada kızdığım 2 şey var. En çok kendime kızıyorum. Tüm bunların sorumlusu benim. Daha sonra da bilete kızıyorum çünkü o bilet varken sürekli benim haklı olduğumu söyleyenler, sürekli konuşmalarımı alkışlayanlar, parasız kaldığımda sırtlarını döndü. Beni hem kışkırttılar, hem de kolum kanadım kırılınca yalnız bıraktılar.

-Talih kuşu üzerime s*çmadan önceki çevremi çok değiştirmedim ben ama o çevreye artık tepeden bakmaya başlamıştım. Çoğu ile rencide edici, kendini beğenmiş şekilde konuşuyormuşum. Arada uyaranlar, benimle iletişimini kesenler oldu ama o dönemde bunları önemsememiştim. Parasız kaldığımda, benim rencide edici konuşmalarımı hiç rahatsız olmadan dinleyenler, o günlerin hıncına kapılarını suratıma kapattı. Bugün buradayım. Kimsesiz. Bunların sorumlusu benim ama benim böyle değişmeme sebebiyet veren de o kahrolası bilet.

Eşiniz ve kızınız?
-Eşim geçen sene vefat etti ama beni bir tek bırakmayan o oldu. Oğlum onu yanına defalarca çağırdı ama gitmedi. Beni bırakıp da gidemedi. İçi elvermedi ama geçen sene beni bırakmaya mecbur kaldı. Allah rahmet eylesin, bu hayattaki en değerli varlığım eşimmiş. Kızım da öyle, neredeyse her ay bir kere kocasından habersiz gelir yanıma. Kek, börek yapar getirir. Eşi izin vermemesine rağmen, benim ettiğim onca kötülüğe rağmen gelir. Elimi öper. Dua ister. Hal hatır sorar. Sağlığım ile ilgilenir. Sohbet eder ve gider. En çok da kızımı dövdüğüm için utanırım hayattan. Kızıma öyle kötü davrandığım için.

Peki onca zenginlikten sonra huzur evindeki şartlar size zor gelmiyor mu?
-Burada şartlar gerçekten kötü ama bunları sıralayıp, şikayetçi olacak hakka sahip değilim. Kendimde o hakkı görmüyorum. Zaten beni burada en çok zorlayan yemeklerin kalitesi, yatakların rahatı değil, yapacak çok az işin olması, günü boş geçiriyor olmak. Boş vakitlerde yaşlılar hep geçmişi düşünürler. Pişmanlıklarına pişmanlık katarlar. Boş vakit, yaşlı bir adam için kabir azabı gibidir. Bütün gün, yanlışlarım üzerinden yeni değerlendirmeler yapıyorum. Kendime tekrar tekrar kızıyorum.

Bize bir tavsiyeniz var mı?
-Kel bir adamın merhemini mi istiyorsun? Öyle ise söyleyeyim, merhem olur mu bilmem ama kimseyi etrafınızdaki insanların ne düşüneceği endişesi ile yargılamayın. Allah ne düşünür diye kendinize sorun. Yine de bir yanlış varsa ortada, o yanlışı büyütmekle uğraşmak yerine üzerini örtmeye çalışın. Sizi siz olduğunuz için sevenlere sahip çıkın. Bunlar heralde yeter ama dediğim gibi, bu kel bir adamın merhemi.

Anlatmak istediğiniz başka bir şey var mı?
-Var ama tekrar beni ziyaret etmeni istediğim için gerisini daha sonra anlatmak istiyorum.

Tabi ki gelirim. Sohbetiniz için çok teşekkür ediyorum.
-Rica ederim, sağlıcakla kal.

 

 

twitter.com/umitsamimi

 




PAYLAŞ tw fb gp

YORUM YAZIN Sıra Dışı Hayatlar 2 - Huzur Evindeki Pişmanlık yazısına yorum yapın

adınız ve soyadınızla doğrudan da yorum yapabilirsiniz
BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR0 YORUM
REKLAM
Ümit SAMİMİDİĞER YAZILARIÜmit SAMİMİ
TÜMÜ

AÇIK GÖRÜŞ TÜMÜ

Dilediğiniz platformdan Bizi izlemeye devam edin! tw gp fb rs
REKLAM
REKLAM

İNTERNET HABER MOBİL

iPhone iPad Android
İnternethaber Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2018 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ! Tel : +90 212 266 99 99  /  Faks : +90 212 266 98 98 Yazılım Geliştirme ve Sistem Destek: Bilgin Pro