25 Mayıs 2012
  • İstanbul
    21°C

     
  • Ankara
    22°C

     
  • İzmir
    22°C

     
Piyasalar
  • IMKB54.917
  • Euro2,3205
  • Dolar1,8425
  • Altın623,25

Hangi Gazete, Hangi Gazeteci İçin Özgürlük?

09 Mart 2011 Çarşamba

Uzun süredir aynı şeyi düşünüyorum.

Gazeteciliğin de, yayıncılığın da, ne tadı kaldı, ne tuzu.

Yavan, sıradan, heyecansız, nefessiz bir iş olup çıktı.

Ne amacı belli, ne misyonu, ne de ilkeleri.

Hani nerede haber atlatma heyecanı, kötü adamları yakalama hevesi, yapılamayanı yapma; sorulamayanı sorma iddiası?

Nerede o insanı kahraman gibi hissettiren gazetecilik onuru?

 

Aşkla sevdiğim bu mesleğe karşı en ufak bir istek duymuyorum artık.

Bitmez tükenmez hırslarıyla, ayak oyunlarıyla, içi boş kahramanlarıyla, artık iyice cıvıklaşan rekabet koşullarıyla, adımın yanında yer almasına dayanamıyorum.

Medyaya ilişkin her türlü titri, reddediyorum.

Bu nedenle beş bölümünü çektiğim televizyon programını bile iptal ettim.

Yerel ve Bölgesel Televizyonlar Birliği Başkanlığı’nı ise bir-iki ay içerisinde devrediyorum.

Arkama bakmadan çıkıyorum bu enkazdan.

Kaçar gibi değil!

Ameliyat masasında kalan hastasına son kez bakan cerrah gibi!

 

Aslında yıllar önce fiiliyattan çekilip, mücadelemi sivil toplum örgütü lideri olarak sürdürmeye karar vermemde, bugünlerin önüne geçebilme çabası vardı.

Perşembenin gelişi, Çarşamba’dan belliydi çünkü.

Ulusal medyaya söz geçirmek mümkün değildi ama “yerel medyayı büyütelim; alternatif ses yaratalım, işaret fişekleri yollayalım belki anlaşılır” diye düşünmüştük. Ama olmadı.

Yerel medyayı ayakta tuttuk; rehabilite ettik ama büyük medyanın intiharının önüne geçemedik.

Küçük dağları yarattıklarını sananlar, mutlak iktidarlarının sonsuza kadar süreceğine inanıyor; mesleğin onurunu, şerefini, geleceğini koruyacak en ufak bir sorumluluğu üstlenmiyorlardı.

“Siyaset-Medya-Sermaye üçgeni” denildikçe utanacaklarına; zevkten dört köşe oluyorlardı.

Patronun keçilerine “kışt” dediği için kalemi kırılan gazeteci arkadaşları adına kimse kılını bile kıpırdatmıyordu.

Eyyamcılar ordusunun ilkesi, patronun borazanını öttürmekten ibaretti.

“Kalemini kır ama satma” ilkesi ise, “iş bitirici gazeteci” kavramıyla yer değiştirmişti.

Sedat Semavi’nin kurduğu gazetenin yazarları, bakan azarlayarak iş takibi yapıyorlardı.

Siyasetçiler, “al gülüm; ver gülüm ilişkisinin konforuna” pek bi alışmışlardı.

Öyle ki;

Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, kalabalık bir heyet olarak yaptığımız ziyarette aynen şöyle diyordu:

“Biz tarafsız medya falan anlamayız. Eğer bizim yanımızda değilseniz sizi, karşımızda kabul ederiz!”

Arkadaşlarım ve ben, donup kalmıştık.

Hediye olarak getirdiğimiz çiçek buketini önüne atıp çıkıp gittik.

Ama durum buydu maalesef!

Medyada kimin eli kimin cebinde belli değildi.

Sipariş haberler yapılıyor, malum kaynaklar kullandıkları kalemlere oluk oluk enformasyon aktarıyorlardı.

Halk, dehşet içerisinde izlediği bu tablodan nefret ediyor ama medya dünyası bunu umursamıyordu.

Biz, o dönemde yerel medyadaki arkadaşlarımla birlikte mücadele veriyor; “Bu mesleğin onuru, bir gün herkesten çok size lazım olacak” diyorduk ama sözümüzü dinleyen olmadı.

Gazetecilik, yayıncılık kıyımının önüne geçemedik.

Gözlerimizin önünde katledildi, bitirildi ve gömüldü.

Ülkede ne gerçek gazete kaldı, ne de gerçek gazeteci.

Şimdi neye, kim için özgürlük isteniyor?

 

Tutuklamalar, yalnızca insani açıdan yaralıyor beni.

Gözaltına alınanların evlerinin, yuvalarının tarumar edilmesi, eşinin, çoluğunun çocuğunun, ailesinin gözünün önünde sürüklenerek götürülmesine, cezaları kesinleşmediği halde hapsedilmelerine isyan ediyorum.

Ne yazık ki bu isyanı besleyecek zerre kadar bir mesleki kaygı hissetmiyorum.

Böylesine kirletilmiş bir sektörde, çamur deryasında, temiz, bağımsız, bağlantısız bir şeyler kaldığına; inanmıyorum.

 

Tek bir temennim var:

Vicdani açıdan, cezaları kesinleşmemiş olanların tutuksuz yargılanması ve sektörün sil baştan yeniden yapılandırılması.

Aksi takdirde kaybımız, yalnızca medyayla sınırlı kalmaz.

 

Bu yazı toplam 143184 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (5) adet yorum eklenmiştir.
nneeccaattii
04 Mayıs 2011 Çarşamba 14:04
Yorumlarınız. siteminiz harika, takdire şayan. Bir kadından beklenmeyecek kadar yiğit vari..
Ancaaaaaaaaak bütün bunları gelip ergenekon tutuklamalarına bağlaman tüm çabanı gölgede bırakiyo.. Hatta sanki bahanesi, Yada onlara destek için bir çırpınış görünümü adlediyo. Merak etmeyin medya ergenekon tutuklamlarından değil ergenekon tutuklamalrına giden süreçten batar. Bence süreç sonuçtan çok daha beter.
CEVAPLA
YORUMUN DEVAMI
anadolubeyi
04 Mayıs 2011 Çarşamba 09:37
Medyanın içler acısı durumu bir medya mensubu tarafından bundan daha güzel izah edilemezdi. Milletin bölünüp parçalanması ve birbirine düşman edilmesinden ahlâki çöküntüye kadar yaşanan tüm olumsuzlukların baş sorumlusu medyadır. İnsan haysiyet ve onurunu hiçe sayan bu sektörin geçmişi de pek aydınlık değil zira o dönemler daha karanlıktı. O dönemlerde rekabeti bu derece istismar edecek sayıda medya kuruluşu yoktu. Bölüyor parçalıyor ve keselerini tıka basa dolduruyorlar. Buna dur diyen projeleri hazırlayacak akademisyenler var ama onlar da bu yolun yolcusu. Saygılarımla!
CEVAPLA
YORUMUN DEVAMI
akrida
14 Mart 2011 Pazartesi 09:17
şeyda hanım, ziya paşa "ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" der malum.yorumlarınıza katılmamak mümkün değil.ancaaaak;...fikir ve inançlarına katılır-katılmazsınız,yönetmenliğini yaptığınız bir proğrama gönderilen yaklaşık 1.5 saatlik bir röportajın 5 dakikaya sıkıştırılıp yayınlanması sonucu 3 ay cezaevinde yatan bir vatandaş olarak yorumlarınıza gönlüm ikna olmuyor.aradan 18 sene geçti, artık size kızgın da değilim.olayı şahsileştirmek gibi bir kaygım da yok yorumlarımla.sadece sizi ve gazetecilerin hak-hürriyyet ve özgürlüklerinden v.s. v.s dem vuranların psikolojisini (hatta biraz da empati yaparak) anlamaya çalışıyorum.neden haksızlıklar kişinin kendisine yapıldığında bağırır da, (genelde güç ve iktidar kendisindeyken) başkalrına zulüm etmekte bir beis görmez insanoğlu?....keşke yorumunuza uygun bir bekraundunuz ve hatta (siyasal düşünceleri hiç önemli değil)tüm gazetecilerin bekraundları olsa...o güzel günleri görmek dileğiyle ve göreceğimiz inancıyla...
CEVAPLA
YORUMUN DEVAMI
hakimbozcan
10 Mart 2011 Perşembe 12:43
SİYASET-MEDYA-SERMAYE ÜÇGENİNDE İLETİŞİM MESLEĞİNİN FELSEFESİ, İLKELERİ,KURALLARI,AMACI,ETİĞİ,EĞİTİMİ,TOPLUMSAL YARARLILIĞI VE FİİLİ İŞLEVİNİN KONTROL EDİLEBİLİRLİĞİ YA DA EDİLEMEZLİĞİ
Meslek tanımı gereği özel bir öğrenimi,felsefesi,davranış ve düşünüş kurallarıyla toplumsal işlevindeki yararlılığıyla profesyonellikle gerçekleştirilebilirliğinde toplumun diğer faaliyetalanlarındakilerden farklılık gösterir ama toplumsal şartlar ve konjonktüre göre erozyona uğradığı dönemler vardır ki meslekadamlarının oluşturduğu mesleksosyetesinin kendisine önemli rol ve işlevlerini ortaya koyarak değerlere sahip çıkıp bu alana meslekdaşlarını çekip uyumları konusunda üstünamaçlarda birleştirmesi gerekir ancak bozulmalar bu kararlılığın etkin uygulanmasına bağlıdır. Umalım medya kendisini etkileneceği alanlardan koyabilecek davranışı gösterip asli ve özgün işlevine döner.
CEVAPLA
YORUMUN DEVAMI
efgan aker
09 Mart 2011 Çarşamba 22:28
Aydın Doğan ın kayın validesinin cenazesinde dönemin refah partisi millet vekili olan Hasan Hüseyin CEYLAN bey e ısrarla kayın validemin cenaze namazını siz kıldırırmısınız diyerek cübbeyi giydirip sonrada fotoğraflarını çektirerek 28 şubat sürecinde bu fotoğrafları gazetelerinde manşet yaparak işte bu gerici yobazlar bizi iran yapmaya çalışıyor diye manşet attırdığında biz medyamızı kaybettik.Üzülecek insanlar arıyorsanız etraf medyazede insanlarla kaynıyor bol bol üzülebilirsiniz.Tutuklanan gazeteci ve ya her kim olursa olsun suçlu olduğuna dair yüksek derecede şüpye uyandıran bir kanıt yoksa zaten sanıklar serbest bırakılır tutuksuz yargılanırlar.Bu herdaim böyle olmuştur.Sizinkini meslektaş hassasiyeti olarak yorumluyorum.
CEVAPLA
YORUMUN DEVAMI
Tüm Yorumlar
21 Şubat 2011 Pazartesi
14 Şubat 2011 Pazartesi
31 Ocak 2011 Pazartesi
24 Ocak 2011 Pazartesi
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Haberleri sitene ekle
Haberleri sitene ekle
Diğer Sitelerİnternethaber Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2011 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel : +90 212 266 99 99  /  Faks : +90 212 266 98 98
Yükleniyor...