Başbakan nasıl bir medya istiyor peki; siz nasıl okuyorsunuz medyaya çıkışlarını?
Tersten bakalım mı? Şöyle bir medya olsa hiç sormayan; sürekli alkışlayan bir hükümete ne kadar yarar bu? Şöyle bir açıklaması var Başbakan’ın. Hastanede bir hasta rehin kalmış ve bir gazete de bunu haber yapmış. Çıktı dedi ki bir konuşmasında siz bunu bana söyleyin ve ben eğer onu çözmezsem siz bunu haber yapın. Burada yanlış yapıyor. Benin görevim onu başbakana haber vermek değil yazmaktır.
AKP TEK BAŞINA İKTİDAR OLMAZSA ÇARŞI ÇOK KARIŞIR
Ankara kökenli bir gazeteci olarak önümüzdeki 5 yılı nasıl okuyorsunuz? Siyasetin aktörleri değişir mi? Nasıl değişir?
Ben CHP’nin çözüm önermesi gerektiğini düşünüyorum. Her şeyi eleştirebilirsiniz ama aslolan çözüm önermektir. 5 yılda bir seçim olacak zaten. Seçim sonuçlarında ben AKP’nin birinci parti olacağını görüyorum. Tek başına iktidar olur mu bilemiyorum. Ama tek başına iktidar olmazsa çarşı çok karışır. Kim kiminle nasıl koalisyon yapar orası belli olmaz. Orada siyasetin ince hesapları devreye girer ne çıkacağı da belli olmaz. Cumhurbaşkanlığı konusunda kararlı olduğunu düşünüyorum Başbakan’ın. Yola çıktığı işlerde nasıl yol alacağı da iktidarın kaderini belirler. Henüz her şey bitmiş değil. Çok yara aldı; çok sıkıntıya girdiler. Kontrol de edemediler. Özelllikle Habur konusunda ben kulaklarıma inanamadım; Başbakan’ın ‘O güzel görüntüler diye söz etmesini. Sonra telafi etmeye çalıştılar ama çok yara aldı.

Medya bu yeni tablodan nasıl bir pay alır?
Ben işini yapanların sorun yaşamayacağını düşünüyorum. Bir partiye bağlı işini yapanların çok zararlı çıkacağını düşünüyorum. Bir taraftansanız ve bir husumetle iş yapıyorsanız gazetecilik yapmak yerine husumet duyduğunuz kısım güçlü olursa o da size karşılığını verir. Bu da çok kötü bir duruma götürür Türkiye’yi…
KONUŞMAK İSTERSEM ÇEKİRGE’Yİ SUSTURUYORUM
Fatih Çekirge nasıl bir partner? Sizi sık sık susturduğu konuşuluyor…
Çok renkli bir partner. Çok eski tanıyorum kendisini. Eskiden Ankara’da çok etkili bir gazeteciydi; tarzı olan bir gazeteciydi. Ben çok şikayetçi de değilim; söylemek istediğim bir şey varsa susturabiliyorum (Gülüyor).
Sizin rakipleriniz Emre Kongar ve Mehmet Barlas için ne düşünüyorsunuz?
Çok uzadığını düşünüyorum.Tabii kendileri bilir. Ben izlemiyorum artık eskiden izlerdim.
BİRAND, RÖPORTAJININ SORUSUNU BANA SORARDI
Birand’la çalışmak nasıl peki?
Hem zor hem keyifli. Ben 5-6 sene önce tanıdım onu; Manşet’i yaparken. Ondan öncesinde benim için çok idol bir adamdı. İlk tanıştığımızda ‘’Deniz Baykal’la röportaj yapacağım Yavuz ne sorayım’’ filan diye gelince anladım ki yukarından bakması yok; gazeteci. Candan bir adam. Gerçekten o soruları da alıyordu; soruyordu. Buraya tekrar döndüğünde benimle İstanbul’da çalışmak istedi. İnsiyatif veren bir yönetici. Olmadığında da hesap soruyor. Benim de istediğim bu.

Fırça yediğiniz oldu mu? Gerçi toplantıda da fırça salladığı oluyor...
Atladığımız haber oldu mu hemen telefonu açıyor; ‘Oğlum neden böyle..’ falan…
RIDVAN GİBİSİ AZ BULUNUYORMUŞ ÖYLE DEDİLER
32. Gün ekolünden de gelmediniz siz… Sıkıntı yaşadığınız oluyor mu?
Evet ama fazla sıkıntı yaşamadım. Rıdvan’ın bana çok büyük katkısı oldu. Ben Ankara’dan gelmişim; İstanbul gibi bir yerde üst yönetici olmuşum. Rıdvan’la her şeyi istişare ediyoruz.
Sağ kol gibi mi?
Sağ kol sol kol değil yan yana duruyoruz Rıdvan’la, iyi de duruyoruz. Az bulunuyormuş çünkü böyleleri; bana öyle dediler Ankara’dan gelirken. Rıdvan’la çalışmak; o dayanışmayı sağlamak bana çok ciddi güç verdi.