Adana Büyük Şehir Belediye Başkanı Aytaç Durak 1984 yılında ilk kez ANAP’tan seçilmişti. Çok hızlı çalışıyordu. İstanbullu gazeteci Özcan Atamer de basın danışmanı olarak Durak için kolları sıvamıştı.
Ankara ve İstanbullu “baba” gazeteciler, Adana Havaalanında uçakların merdivenlerinde karşılanıyor, kentin yeni yerleşim planları, başkanın hedefleri, gayet güzel anlatılıyordu.
Durak ilk döneminde Adana’da 110 kilometre kanalizasyon yaptı.
Yapılan işin “riskli” olduğunu kendisi de kabul ediyordu:
-Belediye başkanının akıllısı park, bahçe, oyun alanları yapar, aptalı ise kanalizasyon!
Bu tespitinin çok makul sebebi de vardı:
-Kanal çalışması çok zordur, insanları bezdirir. Bitince de kimse yapılan işi fark etmez. Aklında uzun süreye yayılmış bıktırıcı kazı çalışmaları kalmıştır!
Durak haklı çıktı. Önündeki ilk seçimde (1989) kaybetti!
ÖNCE ATEŞ ETTİ SONRA NİŞAN ALDI
Bir dönem sonra 1994 seçimlerinde ise “akıllanmış” olarak geldi!
Yeni Adana Projesi ile kentin kırsal alanları imara açtı. Seyhan Baraj gölünü Boğaziçi haline getirdi.
Bütün ANAP’lı başkanlar gibi çok hızlı çalışıyordu. Bu temponun teorisyeni Bedrettin Dalan uygulamalarını açıklarken şöyle diyordu:
-Önce ateş ediyorum, sonra nişan alıyorum!
Ya yanlış hedefi vurmuşsanız?
ANAP’lıların sürati böyle soruları silip atıyordu. İcraat için gelmişlerdi, götürebildikleri yere kadar da götüreceklerdi.
ANAP yüksek hızın kurbanı olarak çok kurban verdi. İlk kurban İsmail Özdağlar olmuştu. Rüşvetten giden ilk ANAP’lı bakandı…
Aytaç Durak ise ANAP’ın dışında da Başkan olarak varlığını sürdürebilecek konuma erişmişti. Kendisi koltuğunda otururken sırayla DYP, AK Parti ve MHP amblemlerini getirip Adana Belediyesi’nin üzerine astılar.
Her seçim sonrasında partiler “Adana’yı biz kazandık” diye demeç verirlerken Aytaç Durak sadece gülümsemekle yetiniyordu. Çünkü Adana’da bütün partiler yarışıyordu ama sadece Aytaç Durak kazanıyordu.
Kazı kazan oyunu gibiydi Adana siyaseti…
Siyasi partiler kazıyordu, Durak kazanıyordu!
İHALELERİ ARKADAŞLARIMA VERİYORUM
Büyük zaferler doğal olarak büyük egolar oluşturuyordu. Aytaç Durak kendisine o kadar güveniyordu ki, çetrefilli konularda bile dümdüz konuşabiliyordu.
Bir gün Adana’ya davet ettiği gazetelere makam odasında anlatıyordu:
-Ben bütün ihaleleri yakın arkadaşlarıma veriyorum!
Bu kadar açık söyleyebiliyordu. Sonra nedenini de kendisi açıklıyordu:
-Eğer aldığı işi zamanında bitiremezse, o zaman yüzüme bakamaz. İhale ile iş yapma imkanı kazanan müteahhit, hak ediş bedeli ödenmedi diyerek şantiyeyi bırakıp gidebilir. Ama benim arkadaşım olan müteahhit asla böyle bir şey yapmaz!
Konuşmasını bitirdiğinde kendisine sormuştum:
-Başkan bu doğru bir yöntem mi? Bütün belediye başkanlarına önerilebilir misiniz?
-Hayır, doğru değil!
İşte Aytaç Durak böyle biriydi. Yanlış olduğunu bildiği halde uygulamaktan çekinmiyordu. Çünkü “icraatçı” ve “iş bitirici” bir yapısı vardı…
Adana’da çok iş bitirdi.
Bu uğurda da kendisinin yaptığı her şeyi mubah saydı.
Çevresinden gelen uyarılara fazlaca kulak asmadı. Adanalı gazetecilerin iyi niyetli eleştirilerini de dikkate almadı. Onu destekleyenler de buna dahildi… O yüzden kimse kalmadı çevresinde… Bu yüzden basın toplantılarını İstanbul’da yapmak zorunda kaldı. Çünkü Adana’da ona sorulacak çok soru vardı ve Adanalı meslektaşlar bunların hepsini gayet iyi biliyorlardı.
Aytaç Durak Adana için çok şey yaptı. Bu inkâr edilemez.
Başkanlık yaptığı yıllarda zenginleşmiş olması “Durak mantığına” göre şöyle açıklanabilir:
-Durak’ın arsaları, iş hanları konutları da Adana’nın sayılacağından ‘hizmetleri’ arasında kabul edilebilir!
Çal, çalış, çalışkan, çaldıran, çalçene, çalakaşık, çalgıç, çalık, çalım, çalkalama, çalkantı, çalmak, çalpara, çalyaka… Hepsi “çal” kökünden türeyen Türkçe kelimeler… Hepsi de icraatla irtibatlı. Dikkat etmek gerekir, hepsi birbirine karışabilir. Sonra derler ki:
-Dur Durak bilmedi!