Hatırlar mısınız?
İlköğretim sıralarındayken öğretmenlerimiz tahtaya dünya haritasını asar ve bize Türkiye’nin stratejik önemini anlatırlardı.
Üç tarafımız denizlerle kaplı; Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir geçiş noktası; Ortadoğu ve Kafkasya ile sınır komşusuyduk.
Rusya sıcak denizlere inmek için her an tepemizde duruyor; Suriye Antakya’yı geri almak için pusuda bekliyor; İran bizi şeriat ülkesi haline getirmeye çalışıyor; Yunanistan İzmir’i geri almak için sürekli bize sataşıyordu.
İşte böylesine “stratejik” bir ülkeydik biz…
Sınır komşularıyla bu derece “sıcak” ilişkiler geliştiren ülkemizin ebedi ve tabii müttefiki, on saatlik uçuşla varılan ABD ile onun Ortadoğu’daki partneri İsrail’di.
Gün geldi, devran döndü.
Yunanistan Başbakanı nikâh şahidimiz oldu.
İran’la milyarlarca dolarlık enerji anlaşmaları yaptık.
Suriye ile vizeleri kaldırdık.
Rusya ile nükleer işbirliği yaptık.
Ve son olarak…
İsrail’e ayar verdik, veriyoruz.
Batı’nın “ne çözerim ne de çözdürtürüm” diyerek onay verdiği İran’a yaptırım kararına “Hayır” dedik ve bunun arkasında duruyoruz.
Düne kadar AK Parti hükümetini “ABD ve İsrail uşağı” olarak tanımlayan, yetinmeyip, “Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı” diyerek akıllarınca maytap geçen ulusalcılarımızın kafaları karıştı, kimyaları bozuldu.
Yeni tutundukları ip “eksen kayması.”
“Türkiye’nin ekseni kaydı.”
“ABD bunun hesabını soracak.”
“AB ile ilişkiler kopma noktasında”
Falan filan…
Bu kaygıları gerçekten memleket hayrına mıdır yoksa içten içe “Ulan aferin! Bu sayede darbe olur, biz de iktidara çökeriz” diye göbek mi atıyorlardır, bilinmez.
Oysa ortada kartların yeniden karıldığı büyük bir oyun oynanıyor.
Ve Türkiye, bu oyunda etliye sütlüye karışmayan, dünyayı dar kalıplar içinde değerlendiren bir ülke, bir oyuncu değil artık.
Bir figüran değil, bir aktör.
Bir zamanlar “Çin Seddi’nden Adriyatrik denizine” kadar olan hülyamızın çapı genişliyor.
Hem Türk dünyasında, hem İslam coğrafyasındayız.
ABD’nin hem kuzeyinde hem güneyindeyiz.
Sadece dizilerinden tanıdığımız Brezilya, bizim için uluslararası bir partner artık.
Çevresinde olan biteni izlemekle yetinen Türkiye gitti, yerine, olaylara “burnunu sokan” bir irade geldi.
“Stratejik derinliği” olan bir irade…
İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini bakın ne diyor?
“Bir an önce Avrupa’nın Türkiye’ye karşı ne gibi hatalar yaptığını düşünmesi lazım. Biz Avrupalılar, Türkleri yanımıza çekmek yerine fazlasıyla Doğu’ya ittik. Eğer Türkleri Avrupa ailesi içinde istemediğimiz izlenimini yaratırsak, onlar da İran, Kafkaslar ve Suriye gibi bölgelere yönelerek farklı perspektifler arayacaktır. Bu da Avrupa’nın çıkarına değil"
Yahudi tüccar Şalom yatakta kıvranırken eşi “Neyin var?” demiş.
Şalom “Karşı komşumuz Mişel’e borcum var. Nasıl ödeyeceğim onu düşünüyorum.” deyince eşi kalkıp pencereyi açmış ve “Mişel! Mişel! Sana borcumuz yok.” deyip pencereyi kapatmış.
Şalom büyük bir şaşkınlıkla “ N’aptın?” diye sorunca “Boş ver” demiş eşi “Bugüne kadar sen düşündün, bundan sonrasını o düşünsün.”
60 yıldır AB’ye nasıl gireriz diye biz düşündük.
Bırakalım bundan sonrasını onlar düşünsün.