Küresel piyasalarda daralmayı analiz edebilmesi ekonomik olgu ve olayların gerek ekonomik gerekse siyasi olarak değerlendirmelerine bağlıdır. Globalleşen dünyada piyasalarda herhangi bir ekonomik olay kendiliğinden meydana gelmemektedir. Ortaya çıkan her ekonomik olayın tarihsel bir geçmişi ve nedenleri vardır. Bu nedenler, gelişen ekonomik olayların bir süreç içerisinde gelişimini sağlayan ana unsurlardır. Bunda çevre unsurlarının etkisi kadar, bu olayların merkezindeki yöneticilerin de gelişen olayları yönetebilme noktasında gerekli yetenek, donanım ve deneyime yeterince sahip olamamaları da önemli ölçüde etki etmektedir.
Bugün Avrupa Birliğinin içine düşmüş olduğu durum bu dinamiklerle değerlendirilmelidir. 2011 yılında Yunanistan'la başlayan, İrlanda, İspanya ve Belçika ile sonrasında ise ölçek bakımından bu ülkelerden önemli ölçüde ayrışan İtalya ile devam eden, niteliği itibariyle kamu borç stoğuna bağlı gelişen "tahvil krizi" bugün itibariyle tüm Avrupa'ya yayılmış durumdadır.
Nitekim 2 hafta önce uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Standart & Poors's ( S&P) başta İtalya, Fransa ve Avusturya'nın da içinde bulunduğu 9 Avrupa Birliği ülkesinin kredi notunu önemli ölçüde düşürmesinin ardından, hafta sonunda bir diğer kredi derecelendirme kuruluşu olan Fitch'in, 5 Avrupa Birliği üye ülkesinin – İtalya, İspanya, Belçika, Slovenya- uzun vadeli kredi notlarını düşürmesi Avrupa'daki borç sorunun ölçeği bakımından kritik öneme sahip olduğunun en önemli göstergesidir. Avrupa Birliği üye ülkelerinin kredi notunun düşürülmesi, Avrupa'da yaşanan borç krizinin sağlam bir mali disiplin program uygulanmadan ve üretim canlandıracak önlemler alınmadan problem kısa vadeli olarak asla çözülemeyecektir.
Euro'nun param parça olacağı bu sürece Avrupa Birliği nasıl geldi ? Bunun cevabı, 2008 Büyük Global Krizinde krizin merkez üssü olan A.B.D.'de krizin kendi ülke topraklarında başlamasına rağmen krizden çıkışında kendi uyguladığı parasal genişleme programları ile sağlamasından ders çıkarmayan Avrupa Birliği üye ülkelerinin Şubat 2011'den itibaren piyasalarda belirginleşen enflasyon sonrası, yaşanan ekonomik daralmanın çözümünü A.B.D.'den çıkacak olan parasal genişleme programlarına bağlamalarıdır.
Piyasalarda önemli göstergelerden EUR/USD ve Altın fiyatlarındaki geçtiğimiz hafta içinde yaşanan gelişmeler dikkatli bir şekilde analiz edildiğinde A.B.D.'de FED'in 2014 sonuna kadar piyasaların toparlanması için gerekli olan faiz cephesinde artırıma gitmeyeceğini açıklamasının ardından Avrupa'nın piyasalarda yarattığı olumsuz havayı bir nebze olsun terse çevirmiş olduğu görülecektir. Küreselleşmenin doğrudan etkilerinin görüldüğü günümüzde Avrupa'daki bu borç krizinin etkisini bir nebze de olsa A.B.D.'de toparlanma ve ekonomik rasyoların iyi gelmesi, global piyasalarda çok daha derin bir kriz dalgasının oluşmasının önüne geçmektedir.Gelen ekonomik verilerin ana ekonomik göstergelere etkisi dar ölçekli olmaktadır. A.B.D.'deki ekonomik verilerin beklenenden iyi geldiği bu süreç, ekonomik verilerin bakımından çok da sağlıklı olmayan bir tablo çizmektedir. Bir hafta işsizlik verileri iyi gelirken, ertesi hafta gelen verilerde konut satışların daralma göstermesi, A.B.D.'de ekonomik büyümenin çok da sağlıklı bir şekilde işlemediğinin en önemli göstergesidir.
Bu noktada şu sorunun cevabı aranmalıdır ? "Piyasalarda toparlanma Avrupa'dan gelecek olan programlarla mı sağlanacak yoksa ABD'den FED'in 2008 Krizinde olduğu gibi tek başına tüm riskleri üstlenerek açıklayacağı yeni bir parasal genişleme programı ile sağlanacaktır?" Bu sorunun cevabı oldukça karmaşık bir sistem içerisinde çözülecek bir satranç stratejisi içinde saklıdır.
Bekledikleri parasal genişleme programları A.B.D.'den bu dönemde bir türlü çıkmayınca kendi problemlerini Avrupa Birliği platformunda çözmeye çalışmaları da ortak siyasi kararlılığın etkin işlememesi nedeniyle sonuç vermeyecektir. Bir de bu süreçte artan enflasyon baskısı karşısında Avrupa Merkez Bankasının geçtiğimiz yıl aldığı faiz artırımı kararı sonrası oluşan ekonomik tablo ülke ekonomilerinin toparlanmasını zorlaştırmıştır.
Yeni kriz süreci Avrupa merkezli olduğu için, bu krizin etkileri asıl bu noktadan sonra
başlayacaktır. Bunun işaretleri Avrupa'da yavaş yavaş belirmeye başlamış durumdadır. Yunanistan'ın içinde bulunduğu çıkmaz ( iflasın eşiği ) aylardır çözülemez iken, diğer riskli ülkelerin problemleri de iyiden iyiye belirginleşmeye başlamış durumdadır. Yüksek faiz oranları ve işsizlik sorunu ile mücadele edemeyen bir Avrupa mutlak surette dağılmaya mahkumdur.
Avrupa'da sorunlar bu boyutta iken, Türkiye piyasasında A.B.D.'den gelen ekonomik verilerin etkisi ve EUR/USD paritesindeki paralel hareketin de etkisi ile Türkiye borsası 50.000 seviyelerden 57.000 seviyesine doğru yükselmiş, Dolar kotasyonlarında ise 1.870 bandından 1.770 seviyesine gerilemiş durumdadır. Burada kritik olan süreç, özellikle Avrupa'dan gelecek her olumsuz haber sonrası Dolar yukarı yönlü hareketine, Türkiye borsasında ise 52.500 bandına doğru hareket edeceğidir. Yatırımcıların bu bant aralığında son derece dikkatli olmalarında fayda bulunmaktadır. Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, Türkiye borsasında yukarı yönlü hareketin temelinde sağlam ekonomik verilerin bulunmayışıdır.