YAZARLAR

Hatice KÜBRA

Hatice KÜBRA

kubra@internethaber.com @htckubra rss Eklenme Tarihi: 28 Şubat 2018 07:51 - Güncelleme: 28 Şubat 2018 07:56

28 Şubat ve bitmeyen ironi

28 Şubat'la ilgili çok yazıldı, çizildi, belgeseller yapıldı ama bir tane adam gibi sinema filmi yapılmadı.

Ankara İletişim'de öğrenciyken ki hala başörtüsü yasakları sürüyordu, bu süreci başörtülü kızlar üzerinden anlatan en azından bir kısa film çekmeyi çok istemiştim.

İlginçtir bir sohbet esnasında sinema, tv uygulama derslerimize giren Bülent Özkam da bana bu konuda cesaret verince şaşırmıştım. "Çeksene bir kısa film" dedi. "Ciddi misiniz hocam" dedim. "Tabi" dedi.

Düşünün o dönem Ankara İlef'in kantini nerdeyse TKP basın bürosu gibi çalışıyordu ve koca fakültede başörtülü sadece 2-3 öğrenci vardı. (başörtülü dediysem okul dışında)

Biz zaten itilmiş, dışlanmış, ötekinin dibiydik. Ama hoca bana "başörtüsü yasaklarıyla ilgili film çek" diye destek vermişti.

Büyük olay...

Ve fakat sonra hoca "slogan atmayacaksın, siyasi olmayacak, şu olmayacak, bu olmayacak" diye sıralayınca tüm hevesim kaçtı. Nasıl siyasi bir mesajı olmayacaktı ki; olay tamamen siyasiydi. 

Ve bir hak ihlalini anlatırken insan, özellikle de sinemada nasıl slogan atmadan durabilirdi?

En azından ben duramayacağıma kanaat ettiğim için o dönem o işten vazgeçtim.

Onun yerine de bir "tımarhane" filmi çektim.


O ZAMANDAN BU ZAMANA

Zaman, olaylar ve insanlar arasındaki mesafeyi açıyor ve bazen mesafe açıldıkça bazı şeyler daha net görünüyor.

Bugün olduğum yerden 28 Şubat'ta yaşadıklarımıza baktığımda ağır bir travmanın yanında bir o kadar ironi görüyorum.

Tek kelimeyle: Trajikomik

28 Şubat sürecinin en ironik kısmı bana göre zaten ötekileştirilen "İslamcı" kesim içerisinde başörtülü kadınların kendi camiasının erkeklerince yeniden ötekileştirilmesiydi.

O dönem sistem tarafından dışlanan başörtülü kadınların bir çoğu kendi mahallesinde bile iş bulamaz, kerhen iş bulsa da mutfaktan başını çıkartamaz hale getirildi. 

Ve tabi sadece zorla "görünmezlik iksiri" içmekle kalmamış, emekleri de bizzat kendi mahallelerinin abilerince büyük oranda sömürüye uğramıştı.

Yani durumu tek cümleyle özetlemem gerekirse; "Bir öteki vardır bende ötekiden içeru..."

Bugünse o yıllarda sistem tarafından hakları ellerinden alınan insanlara hakları tek tek iade edildi. (Burada davaları hala ele alınmayan 28 Şubat mağduru mahkumlar olduğunu unutmadığımız şerhini de düşerek devam edelim)

İmam hatipli ve başörtülü olan tüm arkadaşlarım yıllar sonra eğitimlerini tamamladılar. Hatta birçoğu İmam Hatip Liselerine öğretmen oldular. Yıllar sonra o okullara tekrar böyle girebilmenin anlamı öyle büyük ki...

Ve yine birçok dernekte İmam Hatip öğrencilerine ablalık yapıyorlar. 28 Şubat sürecinde sekteye uğratılan o ruhu yeniden koptuğu yerden bağlayarak diriltiyorlar.

Bunlar bizler için birer gurur ve övünç kaynağı.


BİTMEYEN İRONİLER ATLASI


Ve fakat bugün geldiğimiz noktada zamanında öteki olmanın ızdırabını, öfkesini, kırgınlığını ve yıpranmışlığını iliklerine kadar hisseden o insanların öteki olmayı nasıl da hızla unuttuğunu görmek benim için 28 Şubat bağlamında 20 yıl sonrasının en büyük ironisi.

Yakın tarihin ötekileri, kendilerini yeniden ötekiler üzerinden konumlandırdı. Fakat bu kez "biz ve ötekiler" karşıtlığında yerler değişmiş durumda.

İşin garibi ne kadar çok kesimi "öteki potası"nda eritirse "biz"lik duygusunu o kadar güçlendiriyor.

Sanki daha dün, sadece düzenin tesisi için dönen çarklarda öğütülmek üzere seçilen kurbanlar değilmişiz gibi...

Bugün kendinden olmayanın değil kendi gibi düşünmeyenin bile kolayca "hain" ilan edilebildiği bir ortamda; haksızlığa uğramanın, düşman ilan edilmenin, dışlanmanın ve sistemin dışına atılmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir neslin "vicdan neferleri" olması beklemek size fazlaca iyimser gelebilir.

Oysa benim için bir gereklilik...

Hayaller hayatlar işte...


twitter.com/Htckubra 

Facebook Hatice Kübra   




PAYLAŞ tw fb gp

YORUM YAZIN 28 Şubat ve bitmeyen ironi yazısına yorum yapın

adınız ve soyadınızla doğrudan da yorum yapabilirsiniz
BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR32 YORUM
  • Misafir 01 Mart 2018 15:37 Hastanelerin “Yoğun bakım” denilen ünitelerine girdiğinizde göreceğiniz manzara aşağı yukarı şöyle bir şeydir: Her taraftan cihazlara bağlanmış hayata tutunmaya çalışan can derdindeki hastalar! İlahiyatçı Faruk Beşer, işte bu can derdindeki hastaların, kadın erkek aynı odada tutulmasına kafayı takmış. “Bunları kadın erkek aynı odada tutmayın” diyor Sağlık Bakanlığı yetkililerine. Sek sek sekerek üzerimize gelen şu seks ilahiyatçılarına daha fazla maruz kalmak istemiyoruz. Kurtar bizi ya Rabbi!

    CEVAP YAZ 2 1
  • Misafir 02 Mart 2018 15:22 he he senin derdin başka

    0 1
REKLAM
Hatice KÜBRADİĞER YAZILARIHatice KÜBRA
TÜMÜ

GÜNCEL YAZILAR TÜMÜ

Dilediğiniz platformdan Bizi izlemeye devam edin! tw gp fb rs
REKLAM
REKLAM

İNTERNET HABER MOBİL

iPhone iPad Android
İnternethaber Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2018 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ! Tel : +90 212 266 99 99  /  Faks : +90 212 266 98 98 Yazılım Geliştirme ve Sistem Destek: Bilgin Pro